OBEZİTENİZ PSİKOLOJİK Mİ ?

peki-gercekten-ac-misiniz-105551

Obezite ya da halk arasında bilinen adıyla şişmanlık, vücutta fazla miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Obezite, besinlerle alınan enerji miktarının, metabolizma ve fiziksel aktivite ile tüketilen enerji miktarını aştığı durumda ortaya çıkar. Obezite özellikle son 20 yılda, bütün dünyada süratle artmakta ve salgın hastalık gibi yayılmaktadır. Bu salgından ülkemiz de etkilenmektedir. Ülkemizde kadınların yüzde 14’ü, erkeklerin yüzde 9’u obez. Obezitenin psikolojik, genetik, biyolojik, çevresel sebepleri vardır.

OBEZİTENİN PSİKOLOJİSİ

Obeziteye sebep olan psikolojik faktörler ve psikiyatrik hastalıklar  Stres, Gerilim, Huzursuzluk, Kaygı, Yaygın Anksiyete Bozukluğu, Depresyon, Alkol kullanımı, Amfetamin ve Türevlerinin Kullanımı, Kişilik Bozuklukları, Yeme Bozuklukları (Anoreksia Nervoza, Bulimia Nervoza), Duygu Durum Bozuklukları (Depresyon; Majör Depresyon, Distimi) Aleksitimi, Psikotik Bozukluklar, Aile içi İletişimsizlik ve Evlilik Sorunları, Antipsikotik ve Antidepresanlarla tedavi gibi sıralanabilir.

Obezitenin yol açtığı hastalıklar arasında Uyku Bozuklukları, Cinsel İsteksizlik ve Cinsel İşlev Bozuklukları, Kronik Stres, Depresyon, Orthoreksiya Nervoza, İlişki ve Evlilik sorunları, Madde Kullanımı, İntihar Davranışı, Somatoform Bozukluklar (Konversiyon/Histeri) sayılabilir.

Obezite yaşam kalitesini oldukça düşüren bir hastalıktır. Yapılan çalışmalar obezitesiyle barışık olan çok az oranda kişinin varlığını ortaya koymaktadır. Obeziteli hastaların genellikle kendilerine güvenleri düşüktür. Obeziteli hastalara uygulanan “Yaşam Kalitesi Ölçeği”, “Vücut Algısı Ölçeği” ve  “Benlik Saygısı Ölçekleri”nde hastaların genelinin yaşam kalitelerini düşük buldukları, vücutlarını beğenmedikleri ve değiştirmek için çaba sarfettikleri, benlik saygılarının genel popülâsyona göre daha düşük olduğu görülmüştür.

Obeziteye ilişkin psikoanalitik teorilerde obez kişilerde çözüm­lenmemiş bağımlılık gereksinimleri bulunduğu ve bu kişilerin psikoseksüel gelişimin oral dönemine fikse olduğu vurgulanır. Bu döneme fiksasyon aşırı bir iyimserlik ya da karamsarlık, oburluk, hırs, bağım­lılık ve sabırsızlık ile karakterize tipik bir kişilik yapısı oluşturur. Oral karakter yapısı etyoloji olarak önemlidir ve obezite ile güçlü bir iliş­kisi vardır. Psikoanalitik teorilerde aşırı yemenin güçlü kompulsif, motive edici özellikler taşıdığı kabul edilir. Aslında aşırı yeme, depresyon ve anksiyete ile kötü uyumlu baş etme tepkisi olarak görülmektedir. Obez bireylerin aşırı yemek suretiyle anksiyete ile başetmeyi öğren­diği ve bu bireylerin edilgen, bağımlı özelliklerinin bu kişileri alterna­tif baş etme becerileri geliştirmekten alıkoyduğu öne sürülmektedir.

OBEZİTE – ÇOCUKLUK DÖNEMİ İLİŞKİSİ

kilolucocuklar

Çocukluk döneminde fiziksel şiddet ve cinsel taciz görmek de obeziteye sebep olabilir. Kişi aşırı kiloyu vücudunu dış etkenlerden koruyan bir zırh olarak görür. Kilo vermeyi bilinçli veya bilinçsiz olarak reddedebilir. Başladığı zayıflama diyetlerini kısa sürede bırakıp tekrar başlamak için direnç gösterebilir.
Olumsuz bir benlik kavramına sahip olup sosyal iş­levleri de bozulur. Bu tür yaşantılar obezitenin gelişimi ve devamına katkıda bulunurlar. Ana-babalar çocuğun yeme davranışını üzerinde çok aşırı bir kontrol oluşturur ve yemeye zorlarsa çocuğun yeme sü­reci üzerindeki kendi kendini kontrol sistemlerinin gelişiminde ye­tersizlik ortaya çıkar. Ana-baba veya diğer dış kontrol faktörleri or­tadan kalktığında bu çocuklar kendilerini aşırı yemekten koruyan dış kaynaklı kontrolden yoksun kalırlar.

OBEZİTEDE PSİKOLOJİK TEDAVİ

agri-yonetimi-psikolojik-tedavi

Yeme bozukluğu sonucunda oluşan obezitenin asıl nedeni psikolojik rahatsızlıklardır. Obezite tedavisinin psikolojik tedavi ayağında amaç bu sorunu bulup çözümlemektir.

Fiziksel nedenlerinin yanında obezitenin psikolojik etmenlerden de meydana geldiği, dürtüsel yemek yeme ile de bağlantısı olduğu biliniyor. Sonuçta yemek yeme bir davranış biçimi. Yüzyılımızın başına kadar insan davranışlarında esas mekanizma ‘dürtü‘ olarak tanımlanıyordu. Davranışlarda dürtülerin itici rol oynadığı biliniyor ve bu davranışların   öğrenilemediği  tartışılıyordu. Oysa yapılan kapsamlı araştırma ve deneyler dürtülerin sonucu meydana gelen davranışların öğrenildiğini ve bu nedenle dürtülerin davranış boyutunda kontrol edilebildiğini gösteriyor.

Obez bireylerde davranış değişikliği sağlamak tedavinin en önemli unsurudur. Uygulanan diyet ve spor programlarının devamını getirebilmek, kalıcılığını sağlamak ve hayat şekli haline getirmek için bireyin davranışlarının yeniden düzenlenmesi gerekir. Eski istenmeyen davranış kalıplarının nedenleri psikoterapi sürecinde ayrıntılı olarak incelenir. Kişide oluşmuş olan travmatik durumlar çözümlenir ve çocukluk dönemine ait yararsız alışkanlıklar yeni yararlı davranış kalıplarıyla yer değiştirir. Bütün psikoterapi süreçlerinde olduğu gibi bu yolculuk da gönüllülük gerektirir. Obez bireyin durumunun ciddiyetinin farkına varması ve sorunun sadece görsel olmadığı konusunda bilinçlenmesi başlangıç sayılabilir.

Davranış değişikliği için bilişsel-davranışçı terapiler ve hipnoterapi kullanılır. Bilişsel-davranışçı terapi bireyin düşünce hatalarını yakalama, düşünsel yapısını düzenleme, bu bilişsel malzemeyi davranışlarla uygulamaya geçirme şeklinde özetlenebilir. Hipnoterapi bu tedaviye yardımcı olarak bilişsel girdiyi telkin yoluyla daha derine ekme, bilinçaltındaki yararsız verilerin temizlenmesi için kullanılır. Stresle başa çıkmak için yemeğe yönelen bireylere psikoterapi sürecinde alternatif stresle başa çıkma teknikleri öğretilir. Yararlı alışkanlıklar, istendik davranışlarla desteklenerek kalıcılık sağlanır.

Uzm. Klinik Psikolog

Ceren AKBOYAR