kendilik cocuk

Bebek dünyaya geldiğinde ilk tanıdığı kişi, kucağına verildiği annesidir. Böylece ilk bağını kurar. Bebek için bu ilk anlar, dünya üzerindeki insan ilişkilerine dair ilk bilgidir. Annesinin, bebeğin yüzüne bakışı, onunla konuşurken kullandığı ses tonu, dokunuşları çok şey ifade eder. İşte bu, hem anne hem de bebek için büyülü anlarda ilk bilgiler akmaya başlar. Devamında annenin bebekle kuracağı bağ, bebeğin bakımı ile yakından ilgilidir. Annenin bebeği beslerken, altını değiştirirken, uyuturken, onunla oynarken vs. takındığı tavır, bebeğin kendini algılama şeklini oluşturur. Örneğin anne, bebeğin bakımını yaparken şikayet ediyorsa, mutsuz görünüyorsa, bebek kendini istenmeyen bir varlık gibi hissedecektir.

Bebekler henüz anne karnında bile dış dünyayla bağ kurmaya başlarlar. Hamileliğin 3. ayından itibaren fetüsün işitme duyusu gelişir ve dış dünyadaki konuşmaları duymaya başlar. Anne-babası arasındaki konuşmaların duygu içeriğini, ses tonlarından ve sesin şiddetinden algılarlar. Doğumdan sonra ise birincil veriler anneden gelir. Bebeğiniz 1,5-2 yaş civarında olana kadar temel güven duygusu oluşur. Temel güven, bireyin kendine ve dış dünyaya inanıp güvenmesi, kendini yeterli, başarılı, sevilen biri olarak konumlandırmasıdır.

0-6 yaş arasında ise çocukların kimliklerinin ana hatları oluşur. Bu dönem, çocuklar için çok hassas ve dikkatli olunması gereken dönemdir. Çocuğunuzun ileriki yaşamında kendini nasıl algılayacağı, nasıl konumlayacağı neredeyse tamamen bu döneme bağlıdır. Kendilik bozukluklarının çekirdeği bu dönemdeki ters giden süreçlerle oluşur. 0-6 yaş döneminde oluşabilecek üç tür hassasiyetten bahsedebiliriz: sevilmiyorum, değersizim, yetersizim. Bu üç tür hassasiyet yoğunluk düzeyine göre kişilik örüntüsü ve kişilik bozukluğu arasında bir yerlerde bulunmaya yol açar. Bu hassasiyetler hemen hemen herkeste belli dönemlerde ve bazı olaylarla görülebilir. Hemen paniğe kapılmaya gerek yok. Bu duruma hassasiyet denir. Robot olmaktan çok uzak olan, duygularıyla bir bütün olan insanoğlu için hassasiyetler barındırmak gayet normaldir. Bu hassasiyetler süreklilik kazandığında, hemen hemen her durumda görülüyorsa ve genel ruh hali olarak kişiyi ele geçirmişse, davranışlarını yönetiyorsa, yaşantısında engel teşkil eder hale gelmişse, kendilik bozukluğundan bahsedilebilir.

Dış dünyayı yorumladığımız penceremizin camı bu hassasiyetlerden biriyle fazlaca lekelenmişse dışarda olup biteni yorumlarken bu lekeler bizi yanlışa düşürür. Dış dünyayı algılamamızı bozar. Bu durumda yapılması gereken uzman yardımı almaktır. Fakat bir uzmana başvurmadan önce buna ihtiyacınız olup olmadığını anlayabilmeniz için sevilmeme, değersizlik ve yetersizlik hassasiyetlerini yaşayan kişilerin aklından sıklıkla geçen birkaç cümleyi paylaşmak isterim. Bu cümleler size kendinizi anlamanızda ve belki de uzun süredir yaşadığınız tatsızlıkları anlamlandırmanızda yardımcı olabilir. Yardım almak konusunda kararsızsanız kafanızın netleşmesinde yol gösterebilir.

-kimse beni sevmiyor
-çok sıkıcıyım, kimse benimle olmak istemez
-hiçbir işe yaramam, işe yaramazın tekiyim
-herkes çok aptal, kimse bana layık değil
-ben asla güçlü biri olamam
-hiçbir kadın/erkek güvenilir değil
-beni seven kimse yok
-ben bu işi beceremem
-o kız/erkek beni beğenmez
-saçmalıyorum
-herkes bana bakıyor, rezil oldum
-her şey çok zor, bana ağır geliyor
-beni sevmesi için her şeyi yapıyorum daha ne yapabilirim
-iyi şeyleri haketmiyorum
-ben olmadan daha iyi olurlar
-ne yapsam olmuyor, yeterince iyi değilim

Eğer bu cümlelerden bir veya bir kaçı sıklıkla aklınızdan geçiyorsa ruh sağlığı alanında uzman olan psikiyatrist veya psikologlardan güven duyduğunuz birine danışmanızın vakti gelmiş demektir.

Uzm. Klinik Psikolog

Ceren AKBOYAR