<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Psikolog Ceren Akboyar &#124; Bursa Uzman Psikolojik Danışmanlık Merkezi</title>
	<atom:link href="http://www.uzmanpsikoloji.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.uzmanpsikoloji.com</link>
	<description>Bursa Psikolog Ceren Akboyar</description>
	<lastBuildDate>Fri, 19 Mar 2010 15:51:57 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>OLUMLU DÜŞÜNME TEKNİKLERİ</title>
		<link>http://www.uzmanpsikoloji.com/olumlu-dusunme-teknikleri.html</link>
		<comments>http://www.uzmanpsikoloji.com/olumlu-dusunme-teknikleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Mar 2010 15:47:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Psk. Ceren Akboyar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[anksiyete]]></category>
		<category><![CDATA[bursa psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[depresif]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[duygu kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[huzur]]></category>
		<category><![CDATA[huzursuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu olmak]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[mutsuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[öfke kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[olumlu düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[olumlu düşünme]]></category>
		<category><![CDATA[olumlu telkin]]></category>
		<category><![CDATA[pozitif bakış açısı]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik danışma]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik danışmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalfobi]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uzmanpsikoloji.com/?p=251</guid>
		<description><![CDATA[Yaptığımız çalışmalarla sadece bakış açılarını olumlu hale getirerek hayatlarını yeniden değerlendirmelerini ve mutlu hissetmelerini sağladık. Bizi mutlu ya da mutsuz kılan yaşadıklarımız değil, yaşadıklarımıza yüklediğimiz anlamlardır. Şartlar aynı kaldığı halde güçsüz olan taraftan güçlü olan tarafa geçebilir ve mutluluğu yakalayabilirsiniz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2010/03/mutlumavi_mutlu.jpg"></a><a href="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2010/03/gulucuk1.jpg"></a><a href="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2010/03/ANAHTAR.jpg"></a> <a href="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2010/03/gkib8a89z5xw4.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-252" title="mutluluk" src="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2010/03/gkib8a89z5xw4.jpg" alt="mutluluk" width="500" height="391" /></a></p>
<p>           Gerek devlet hastanesi gerekse özel kurumlarda görev yaptığım süre içinde yüzlerce kişiyi dinleme şansım oldu. Pek çoğunun ortak noktası hayatlarının ipini kaçırmış olmalarıydı. Kontrol yoksunluğundan şikayetçiydiler. Yakınmaları <em>“sanki hayatımı ben yönetmiyorum da kocam, kayınvalidem, annem, çocuklarım beni yönetiyor”</em> şeklindeydi. Bir diğer ortak nokta da hayatlarındaki güzellikleri farkedemiyor olmalarıydı. Olumsuz bakış açısı sebebiyle hayatlarını olumsuz değerlendiriyor ve mutsuzluk yaşıyorlardı. <strong>Yaptığımız çalışmalarla sadece bakış açılarını olumlu hale getirerek hayatlarını yeniden değerlendirmelerini ve mutlu hissetmelerini sağladık.</strong> Bu yazımda sizlere mutluluk duygusunu yakalayabilmeniz için bazı yöntemlerden bahsedeceğim.<span id="more-251"></span></p>
<p>          Hepimiz aynı dünyada benzer olayları yaşayarak deneyimliyoruz. Bu yaşantıları kendi değerlendirme sistemimizden süzdükten sonra da bu yaşantılara yönelik yargılara varıyoruz. Bu değerlendirme süreci herkeste aynı işleseydi her birimiz aynı düşünür, aynı hareket eder yani robotlaşırdık. Farklılıklar hayatımızı renklendiriyor. Değerlendirme kriteleri çok çeşitli olmakla birlikte yoğunluklu olarak iki ana grupta toplanmakta. Bu iki alan pozitif ve negatif düşünmedir. <strong>Tüm yaşadıklarımızı pozitif ve negatif düşünme sürecimize göre değerlendiririz.</strong> Yani aynı olayı yaşayan iki ayrı insan ayrı sonuçlar çıkarabilir, ayrı duygulara kapılabilir ve hatta bize olayı ayrı aktarabilirler. Bu her iki düşünce şekli de kullanıla kullanıla zamanla otomatikleşir ve davranışlarımızı yönetmeye başlarlar. Buna göre şu sonuca ulaşılır: <strong>bizi mutlu ya da mutsuz kılan yaşadıklarımız değil, yaşadıklarımıza yüklediğimiz anlamlardır.</strong></p>
<p>          Örneğin bir bayan danışanım ilk geldiğinde eşinin yoğun çalışma saatlerinden şikayet ediyordu. Eşi yanında olmadığı zamanlarda hiçbir şey yapamadığını, sıkıldığını söylüyor ve eşini bu kadar çok çalıştığı için suçluyordu. Evliliği mutsuzdu ve eşinin çalışma saatlerini değiştirme imkanı da yoktu. Görüşmelerimiz sırasında aslında onu rahatsız edenin yalnız kaldığında kendini oyalayamıyor olması ve eşinin hep yanında olması, herşeyi birlikte yapmaları gerektiği gibi bir yanlış inanışı olduğunu farkettik. Hiçbir aktivitesi yoktu. Yalnızken yapabileceği aktiviteleri gözden geçirip, evliliğe dair yanlış inanışını yeniden düzenledik. Şimdi eşinin işte olduğu vakitleri kendine ait zamanlar olarak algılıyor ve kendiyle vakit geçirmeyi keşfetti. Hayatından ve evliliğinden şikayet etmiyor. Burada şartlar aynı kaldı. Değişen nedir? Bireyin bakış açısı. Hisler yalnızca yaşanılan durumla ilintili olsaydışartlar aynı kaldığı sürece danışanımın da duyguları sabit kalırdı. Bu noktada davranış oluşum şemasına bakalım:</p>
<p><strong><a href="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2010/03/gulucuk.jpg"></a>Düşünce →</strong><strong> Duygu →</strong><strong> Fizyolojik Tepki →</strong><strong> Davranış</strong></p>
<p><img title="mutlumavi_mutlu" src="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2010/03/mutlumavi_mutlu.jpg" alt="mutlumavi_mutlu" width="512" height="398" /></p>
<p>          <strong>Hiçbir duygu kendiliğinden ortaya çıkmaz.</strong> Mutsuzluk, huzursuzluk, kaygı, öfke, nefret vs. duyguların önünde mutlaka olumsuz bir düşünce vardır. Bu olumsuz düşünce zamanla otomatik hale geldiği için beynimizden saniyenin milyonda biri hızla geçer. Bu kadar hızlı geçen düşünceleri bilincimiz algılayamaz. Fakat bir sineğin uçuşunu bile kaydeden bilinçaltımız bu otomatik düşünceyi algılar ve kaydeder. Yani biz farkına varmadan beynimizde bazı kimyasal değişimler olur. Bu <strong>otomatik olumsuz düşünce olumsuz duyguları tetikler.</strong> Danışanlarıma düşüncelerini sorduğumda hemen hemen tamamına yakını duygularını dile getirirler<em>. “Bu olay hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu olay yaşandığında ne düşündünüz?”</em> gibi sorulara <em>“Mutsuz oldum, husursuz hissettim, öfkelendim”</em> gibi duygu kelimeleriyle cevap verirler. Bunun nedeni düşünceyi yakalayamamış olmaları ve yakaladıkları ilk bilginin duygularla ilintili olmasıdır. Ardından vücudumuz beyinden aldığı emirle fizyolojik tepkiler verir. Bunlar kızarma, terleme titreme, sesin yükselmesi, kalp atış hızının artması, soluk alışverişinin hızlanması gibi tepkilerdir. Son olan da bunlarla uyum gösteren bir davranış sergilemektir.</p>
<p>          Örneğin bir eleştiri karşısında <em>“kimse beni eleştiremez, ne haddine”</em> şeklinde bir yargınız varsa (düşünce) öfkelenir (duygu) ve kızarırsınız (fizyolojik tepki). Ardından sizi eleştiren kişiye saldırabilir, kavga edebilir, ona zarar verebilirsiniz (davranış). Bu sistemi kendi lehinize çevirmeniz ve kullanmanız da mümkündür. Çünkü aynı şekilde olumlu düşünceler de olumlu duyguları doğurur. Aynı örnekte <em>“eleştiri, benim hatalarımı görmemi sağlar”</em> şeklinde bir düşünce sizi sakinliğe (duygu) ve dinlemeye (davranış) yöneltir. Bunu başlangıçta bilinçli yaparak zamanla otomatik hale dönüştürebilirsiniz. Araba kullanmayı ilk öğrendiğiniz zamanı anımsayın. Vites değiştirirken debriyaja basmayı, sinyal vermeyi vs. bilinçli olarak düşünüp sonra yapıyordunuz. Fakat belli bir kilometre yol yaptıktan sonra bunların hepsi refleks olarak yapılmaya başlar. Aslında yine düşünüyorsunuz fakat bilincinizden o kadar hızlı geçiyor ki farkedemiyorsunuz. Sonuç olarak resim aynıdır fakat nasıl bakarsanız öyle görürsünüz. Bu düşünce sistemi yerleştikçe dünyayı ve size sunduklarını algılama şekliniz de değişir.</p>
<p> </p>
<p><strong>DÜŞÜNCELERİNİZİ KONTROL EDEBİLİRSİNİZ!</strong></p>
<p><img title="gulucuk" src="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2010/03/gulucuk1.jpg" alt="gulucuk" width="545" height="456" /></p>
<p>          Dünya her zaman güzel şeyler sunmaz elbette. Size ve bize iyi ve kötüler sunuluyor. Hangisini görmek istersek onu görüyoruz. Bana başvuranlar çoğunlukla genel olarak hayatları aslında sorunsuz olan kişilerdir. Hayatları oldukça iyi gitmesine rağmen şikayet ederler. Sorun olarak aktardıkları realitede sorun bile değildir. Onları sorun olarak gördükleri için sorun haline gelmiştir. Bu bakış açısı nedeniyle kötü hissederler. <strong>Duygularınızı kontrol edemezsiniz ama onları oluşturan düşünceleri kontrol edebilirsiniz.</strong> <strong>Sizde oluşan hiçbir duyguyu karşınızdaki kişi oluşturamaz.</strong> Kimsenin böyle bir kudreti yoktur. Herkesin kontrol edebildiği kişi, yalnızca kendisidir. Kişi, kendi duygusunu kendisi oluşturur. Bir gün sinirlendiğiniz bir davranışa başka bir gün tepkisiz kaldığınızda değişen nedir? SİZ… değerlendirme kriterleriniz değişmiştir. Aynı olaya farklı gözlerle bakıyorsunuz ve farklı algılıyorsunuzdur.</p>
<p>          <strong>Olayları değerlendirirken büyük resmi görebilen kişiler için değerlendirme yaparken objektif olup olumlu bakabilmek daha kolaylaşır.</strong> Yalnızca kendi penceresinden bakmayıp, başkalarının açısından da görebilmeye <strong>empati</strong> diyoruz. Örneğin etrafınızda size üstünlük taslayan, ukalalık yapan, sizi aşağılayan birileri mutlaka vardır. Bu kişiye sinirlenmek yerine aslında onun yoğun aşağılık duygusu nedeniyle böyle davrandığını bilmek ve aslında zor durumda olanın o olduğunu görmek, onu algılayış şeklinizi kökten değiştirir. Psikoterapi alan danışanlarımdan biri müdürüyle bu tip bir durum içindeydi. Müdürü onu sürekli aşağılıyor, yaptığı hiçbir işi beğenmiyor ve azarlıyordu. İşten ayrılma ya da müdürünü değiştirme şansı yoktu. Konuşmayı denemiş ve oldukça sert ve aksi bir tavırla karşılaşmıştı. Kendini çaresiz ve depresif hissediyordu. Tek yapabildiği ağlamaktı. Seanslarımız süresince müdürünü gözlemledi. Müdürü aslında oldukça başarısız ve iş konusunda danışanıma oranla yetersizdi. Danışanım ise sürekli ödüllendiriliyor ve başarı grafiği yükseliyordu. Diğer amirleri tarafından oldukça beğenilen bir elemandı. Bunu gören müdürü ise onun karşısında yetersiz hissettikçe ona yükleniyor ve kendince sindiriyordu. Danışanım müdürünün bu acıklı halini farkettiğinde ona olan öfkesi acımaya dönüştü. Artık onu azarladığında içinden gülüyor ve karşısındaki adam için üzülüyordu. Çünkü danışanımda oluşan yeni düşünce aynen şuydu<em>: “Ben senden bir gün kurtulacağım ama sen kendinden asla kurtulamazsın”</em>. Ağzından şu cümleler döküldü <em>“yazık, ona acıyorum, çok zavallı”. </em>İlk geldiğinde müdürü için <em>“çok güçlü, çaresizim, eziliyorum, ona engel olamam”</em> diyordu. Müdürünün davranışları hala aynı. Ama danışanımın bakış açısı değişti. Siz de bu şekilde fark yaratabilirsiniz. <strong>Şartlar aynı kaldığı halde güçsüz olan taraftan güçlü olan tarafa geçebilir ve mutluluğu yakalayabilirsiniz. </strong>Neye üzülüp neye sevineceğinizi seçecek olan sizsiniz. Kime değer verip kimi umursamayacağınıza siz karar veriyorsunuz. Çevremizdeki herkesi değiştirmemiz mümkün değildir. Bu yalnızca zaman ve enerji kaybıdır. İnsanları değiştirmek için harcanan enerjiyi kendinize yöneltmek en akıllıca davranıştır.</p>
<p><strong>MUTLU BİR HAYAT MÜMKÜN</strong></p>
<p><img title="ANAHTAR" src="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2010/03/ANAHTAR.jpg" alt="ANAHTAR" width="529" height="397" /></p>
<p><strong>        İleriye dönük olarak hayatımızı nasıl daha mutlu ve olumlu kılabiliriz?</strong> Her şey önce tasarlamakla başlar. Davranışlarımız ve geleceğimiz hayal etmekle şekil alır. Kötü sonuçları hayal eder ve kötü beklentilere girersek kötü bir gelecek planlamış oluruz. <em>“Hastalanacağım, başarısız olacağım, her şey kötü gidecek”</em> gibi olumsuz düşünceler beyninizi olumsuzluğa kanalize eder. <strong>Beyin, sahibinin söylediğini yapan ve sorgulamayan bir organdır. Siz ona ne yüklerseniz size onu izletir ve yaşatır. Çünkü sahibinin sözlerini ve inançlarını doğrulayacak şekilde hareket etmeye programlanmıştır.</strong> Asla başarılı olamam diye yola çıkarsanız asla başarılı olamazsınız. Başarılıyım diye başladığınız işler sonuca ulaşır. Olumlu motivasyon ile tüm zorlukların üstesinden gelebilirsiniz. Bacakları olmayan birinin yüzme şampiyonu olduğunu, kolları olmayan bir kişinin resim sergisi açtığını ya da imkansızlıklar içinde büyüyen bir çocuğun azmiyle çok iyi yerlerde eğitim görmeye hak kazandığını görebiliyoruz.</p>
<p>          <strong>Başarısızlıklar bile aslında başarının önündeki denemelerdir. En büyük başarılar genellikle büyük başarısızlıklardan sonra gelir.</strong> Dibe kadar iner ve ayaklarınızı yere vurduğunuz gibi büyük bir hızla yukarı çıkarsınız. Yukarı çıktıktan sonra kafanızı biraz önce çektiğiniz sıkıntılara gömerseniz, bu gerçeği göremezseniz acıya saplanır kalırsınız. Elde ettiğiniz başarının da tadını çıkaramazsınız. Edison, ampulu bulana kadar 1000 kadar deneme yapmış. Her denemeden sonra <em>“Elektriği ışığa çevirememenin bir yolunu daha buldum”</em> dermiş. Her denemenin onu başarıya bir adım daha yaklaştırdığına inanıyordu. Sonunda ampulü bularak tarihe geçti. Eğer 999. denemede vazgeçseydi asla bu başarıya sahip olamayacaktı. Hedefe ulaştırmayan denemeler, nasıl başarılamayacağını göstererek hatalı yolları azaltır.</p>
<p><strong>OLUMLU DÜŞÜNCENİN ANAHTARI = OLUMLU TELKİN</strong></p>
<p>          <strong>Olumlu düşünmenin yollarından biri de olumlu telkindir.</strong> Olumlu telkinler, olumlu kelimeler sandığınızdan daha güçlüdür. Ağzınızdan çıkan, aklınızdan geçen her düşünce ve sözcük kayıt altına alınır. Beyniniz verdiğiniz komutları uygular. Bununla ilgili bir deneme yapalım. Size iki grup kelime okuyacağım. Bunları dinlerken sizde uyandırdıkları duygulara dikkat etmenizi istiyorum.</p>
<ol>
<li><strong>grup kelimeler:</strong> aşk, hayat, pembe, okyanus, su, sevgi, barış, kardeşlik, ekmek, beyaz, cennet</li>
<li><strong>grup kelimeler:</strong> savaş, ölüm, Azrail, kan, şeytan, vahşet, kin, nefret, ceset, kara</li>
</ol>
<p>          Bu iki gruptaki kelimelerin hangisini dinlerken hangi duygu oluştu? Aklımızdan iyi kelimeler geçirdiğimizde vücudumuz olumlu fizyolojik tepkiler verir. Örneğin güzel bir hayal kurduğunuzda mutluluk hormonu salgılamaya başlarsınız. Dolayısıyla moraliniz yükselir. Tam tersine kötü, iç karartıcı düşünceler de olumsuz duygulara neden olacaktır. <strong>Beyin, gerçek ve hayali ayırt edemez.</strong> <strong>Hayal kurarken de gerçekte yaşıyormuş gibi aynı duyguları ve fizyolojik tepkileri oluşturur</strong>. Tatile gitmekle, tatil hayali kurmak aynı sonuca götürür. Aynı rahatlama, huzur ve mutluluğu duyarsınız. Kendinize telkinde bulunurken olumlu olmasına dikkat ederken yanı sıra kurduğunuz cümle kalıbının da olumlu olmasına özen göstermelisiniz. Çünkü <strong>beynimiz olumsuzluk eki olan –me, -ma’ yı ayıramaz. </strong>Olumlu anlamı olsa da olumsuz bir cümle kalıbı beyni olumsuzluğa iter. Örneğin <em>“başarısız olmayacağım”</em> anlam olarak olumlu olsa da beyninize <em>“başarısız olmak”</em> olarak emir gönderir. Çocuklarınıza <em>“kırarsın dikkat et, sakarlık yapma, tembellik etme”</em> gibi telkinlerle aslında farkında olmadan sakarlığa ve tembelliğe yönlendirirsiniz. Bunun yerine <em>“başarılı olacağım, dikkatliyim, çalışkan ol”</em> gibi telkinler hem anlam hem de cümle kalıbı olarak doğrudur. </p>
<p><strong>        Soruna odaklanmak sorunda boğulmanıza neden olur. Çözüm odaklı olmalısınız. Sorunlarınıza gömülüp depresyona girebilir veya silkinip hayatınızın kontrolünü elinize alabilirsiniz. SEÇİM SİZİN… Unutmayın; seçtiklerimizi yaşarız.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>                                                                   Psikolog Ceren AKBOYAR</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uzmanpsikoloji.com/olumlu-dusunme-teknikleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>VAJİNİSMUSTAN KURTULMAK – İLK GECE KORKUSU</title>
		<link>http://www.uzmanpsikoloji.com/vajinismustan-kurtulmak-%e2%80%93-ilk-gece-korkusu.html</link>
		<comments>http://www.uzmanpsikoloji.com/vajinismustan-kurtulmak-%e2%80%93-ilk-gece-korkusu.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 13:56:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Psk. Ceren Akboyar</dc:creator>
				<category><![CDATA[cinsel terapi]]></category>
		<category><![CDATA[ağrılı birleşme]]></category>
		<category><![CDATA[ağrılı cinsel ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[bursa psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel ilişki korkusu]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel terapist]]></category>
		<category><![CDATA[fobi]]></category>
		<category><![CDATA[hymenotomi]]></category>
		<category><![CDATA[ilk gece korkusu]]></category>
		<category><![CDATA[kasılma]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik danışmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[taciz]]></category>
		<category><![CDATA[tecavüz]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[vajinismus]]></category>
		<category><![CDATA[vajinismus tedavisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uzmanpsikoloji.com/?p=236</guid>
		<description><![CDATA[vajinismus (ilk gece korkusu) evliliğin başında ortaya çıkan ciddi bir psikolojik sorundur. kadında cinsel ilişkiye girememe, istemsiz kasılma, aşırı fobik tepkiler (korku) şeklinde kendini gösterir. psikolog yardımı ile cinsel terapi görebilir ve bu dertten kurtulabilirsiniz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>       <a href="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2010/02/vajinismus2.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-237" title="vajinismus2" src="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2010/02/vajinismus2.jpg" alt="vajinismus2" width="482" height="373" /></a></p>
<p>          Vajinismus, yaşadığımız dönemde Avrupa ülkelerinde görülmeyen fakat ülkemizde etkinliğini sürdüren bir <strong>psikolojik</strong> rahatsızlıktır. <strong>Vajinismus vakalarının pek azında (%1’den az) fizyolojik köken sözkonusudur.</strong> Vajinismusun neden olduğu yetersizlik duygusu kadın için yıkıcıdır. Eşi için de çoğunlukla bu durumu kendine yönelik algılama ve bunu sevgisizlikle, ilgisizlikle, isteksizlikle ilişkilendirme görülebilir. Vajinismus yalnızca kadının değil, ailenin sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır.<span id="more-236"></span></p>
<p> </p>
<p>          Tedavisi konusunda çoğunlukla ilk başvurulan yer kadın doğum uzmanları (jinekolog) olur. Tedavi amacıyla kızlık zarını cerrahi müdahale ile alma işlemi olan hymenotomi uygulanır. Ayrıca uyuşturularak, kas gevşetici yardımıyla ilişkiye girilmesinin sağlanması da duyulmaktadır. Bazı hekimlerin tek seanslık çözümler sunduğu fakat bu çözüm görünümündeki çıkmazın telkin yoluyla birleşmeyi sağlamak gibi kadın için aceleci ve ürkütücü yollar olduğu da görülmektedir. Çiftler alkol yoluyla gevşeme gibi bilimsel alt yapısı olmayan şekillerde kendilerince çözümler üretmeye çalışsalar da sonunda durumun psikolojik olduğu anlaşılır. Fakat bu süreçte denenen <strong>bu tip yöntemler işe yaramadığı gibi kişilerde travmatik durumlara neden olurken sorunun daha da derinleşmesinden başka bir işe yaramaz.</strong> Her deneme yanılmanın ardından gelen hayal kırıklığı kadındaki yetersizlik duygusunu besler ve erkeğin sabrını zorlar.</p>
<p> </p>
<p><strong>VAJİNİSMUSA YOL AÇAN NEDENLER</strong></p>
<p> </p>
<ul>
<li>Cinsellik ile ilgili yanlış inanışlar</li>
<li>Cinsel organlarla ilgili eksik ve hatalı bilgiler</li>
<li>Çocukluktan kalma korkular</li>
<li>Aşırı katı bir toplum düzeni içinde yaşama</li>
<li>Katı ahlak kuralları ve tabular</li>
<li>Suçluluk, ayıp, günah gibi kavramların bilinçaltına yerleşmesi</li>
<li>Cinsellikle ilgili yerleşmiş önyargılar</li>
<li>Bilinçaltında penisin vajinaya girişine karşı bir korkunun olması</li>
<li>Taciz, tecavüz ve cinsel şiddet gibi travmatik durumlar</li>
<li>İlk cinsel ilişki sırasında ağrı veya ağrı beklentisi</li>
<li>İlk cinsel ilişki sırasında aşırı kanama beklentisi</li>
</ul>
<p> <img class="aligncenter size-full wp-image-238" title="vajinismus1" src="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2010/02/vajinismus1.jpg" alt="vajinismus1" width="474" height="387" /></p>
<p>          <strong>Vajinismus tedavisi için başvurular ya evliliğin ilk zamanlarında bir veya birkaç başarısız denemeden sonra ya da ileriki dönemlerde çocuk sahibi olmak istendiğinde görülüyor.</strong> Evliliğin ilk dönemlerinde bu konuda tedaviye başlamak çok daha iyi sonuçlar vermektedir. <strong>Durum kötüleşmeden, deneme-yanılmadan doğan hayal kırıklıkları ve olumsuz yargılar oluşmadan travmatik durumlar (zorlama, şiddet, aile içi tecavüz) sözkonusu olmadan tedaviye başlanırsa daha hızlı ve olumlu sonuçlar alınacaktır.</strong> Bir kısım da deneme-yanılmalardan olumsuz sonuçlar alarak denemekten vazgeçer ve bu konuda kalıp yargılar (asla olmayacak, başaramıyacağız, imkansız …) oluşturur. Çocuk isteği ve çevreden gelen baskıyla başa çıkamadıklarından önce suni döllenme yöntemlerini denerler. Fakat vajinismuslu hastalar jinekolojik muayeneye de uygun değildir. Jinekolojik muayeneye karşı tepkisel davranırlar.</p>
<p> </p>
<p><strong>VAJİNİSMUS CÜMLELERİ</strong></p>
<p> </p>
<ul>
<li>Bacaklarım kendiliğinden kasılıyor.</li>
<li>Çok istememe rağmen başarılı olamıyorum.</li>
<li>Bacaklarım taş kesiliyor.</li>
<li>Eşimi seviyorum fakat cinsellikten tiksiniyorum.</li>
<li>Eşimi tatmin edemediğim için utanıyorum.</li>
<li>Sanki cinsel organımın girişinde bir duvar var.</li>
<li>Cinsel ilişki beni çok korkutuyor.</li>
<li>Cinsel ilişkiye girdiğimde çok kanama olacak mı?</li>
<li>Kızlık zarım “patladığında, yırtıldığında” canım çok acır mı?</li>
<li>Kendimi ölecek gibi hissediyorum.</li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>!VAJİNİSMUS TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR RAHATSIZLIKTIR!</strong></p>
<p> <a href="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2010/02/vajinismus.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-239" title="vajinismus" src="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2010/02/vajinismus.jpg" alt="vajinismus" width="500" height="598" /></a></p>
<p>        <strong>  Vajinismus tedavisine ne kadar erken başlanırsa o derece iyi sonuç alınır.</strong> Tedavi süreci çeşitli alıştırmaları ve bilişsel yeniden yapılandırmayı içeren yapılandırılmış bir psikoterapi sürecidir. Ortalama seans sayısı 4-6 civarındadır. Durumun süresine, yaşananlara ve derinliğine göre seans sayısı artabilir. Seanslar; bilgilendirme, analiz, mevcut bilişsel malzemeyi düzenleme, alıştırmalar ve uygulamalar şeklinde sürer. Hasta katılımcıdır ve psikoterapistle ortak bir çalışma yürütülür.<strong> Düzenli katılımla</strong> <strong>sanılandan daha kısa sürede tedavi tamamlanır. İyileşme oranı yüzde yüze yakındır. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Psikolog Ceren AKBOYAR</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uzmanpsikoloji.com/vajinismustan-kurtulmak-%e2%80%93-ilk-gece-korkusu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÖFKEMİ NASIL KONTROL EDEBİLİRİM?</title>
		<link>http://www.uzmanpsikoloji.com/ofkemi-nasil-kontrol-edebilirim.html</link>
		<comments>http://www.uzmanpsikoloji.com/ofkemi-nasil-kontrol-edebilirim.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Dec 2009 17:25:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Psk. Ceren Akboyar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[bursa psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[bursadaki psikologlar]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim becerisi]]></category>
		<category><![CDATA[iletişimsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[öfke kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[öfke kontrolü grup terapileri]]></category>
		<category><![CDATA[öfke tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[öfke yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[sinir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uzmanpsikoloji.com/?p=216</guid>
		<description><![CDATA[Sağlıklı ve koruyucu bir duygu olan öfke hangi noktada yıkıcı olmaya başlar? Kontrolsüz ve sürekli olduğunda öfke, yaşayan kişiye ve yöneldiği kişiye zarar verir. Öfkesini kontrol edemeyen kişileri gözlemlediğimizde görüyoruz ki aslında öfkelerini besleyen durum iletişimin yetersizliğidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2009/12/afke-yanetimi-main-508x508.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-217" title="afke-yanetimi-main-508x508" src="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2009/12/afke-yanetimi-main-508x508.jpg" alt="afke-yanetimi-main-508x508" width="508" height="508" /></a></p>
<p><strong>ÖFKE SAĞLIKLI BİR DUYGUDUR</strong></p>
<p>          İnsanoğlunun  oluşumunda öfke duygusunun varlığının nedeni kendini korumak ve haksızlık karşısında tepkisel olabilmektir. Bu tepkisellik, kişisel ve psikolojik bütünlüğümüzü sağlamak ve devam ettirmek için gereklidir. <strong>Sağlıklı ve koruyucu bir duygu olan öfke hangi noktada yıkıcı olmaya başlar? </strong>Kontrolsüz ve sürekli olduğunda öfke, yaşayan kişiye ve yöneldiği kişiye zarar verir. Öfkesini kontrol edemeyen kişileri gözlemlediğimizde görüyoruz ki aslında öfkelerini besleyen durum iletişimin yetersizliğidir.<span id="more-216"></span></p>
<p>          Kişi derdini anlatmaya sözel ifadelerle başlar. Fakat ifadesi yetersizleştiğinde el-kol hareketleri işin içine girer, ses tonu yükselir. Bunların da yetersiz olduğu aşamada şiddete yönelik bedensel hareketler görülür. Öfkenin kontrolünü yitirdiğimiz zaman, bu son aşama değildir; sözel iletişimden öfke içeren beden diline geçtiğimiz aşamadır. O halde çizgiyi çekmemiz gereken yer tam da burasıdır. Şimdi doğru iletişim için hangi öğelere dikkat etmeliyiz bunu gözden geçirelim.</p>
<p><strong>İLETİŞİMİN ABC’Sİ</strong></p>
<p>          İletişimin ana öğeleri sözcükler, ses tonu, beden dili ve mimiklerdir. Çoğu insanın sandığının aksine <strong>en fazla etkin olan ses tonudur (%55). İkinci sıradaki beden dilidir (%35) ve son olarak sözcükleridir (%10).</strong> Ses tonunu değiştirerek farklı anlamlar ( soru, olumlu, olumsuz vs.) yaratılabilir. Bunu özellikle bilgisayarda yapılan yazışmalarda farkedebiliriz. Bu tip görüşmelerde iletişim yazılı olduğundan yanlış ifade yaratmak veya yanlış anlaşılmak yüksek ihtimaldir. Kurduğunuz cümleler olumlu olsa bile bu ses tonunuzla desteklenmediği için karşı taraf olumsuz algılayabilir. Ses tonunun gücünü bu örnekte oldukça net görebiliriz.</p>
<p>          Beden dili ikinci önemli unsurdur. El-kol hareketlerimiz ve mimiklerimiz konuşmamızın anlamını güçlendirir. İyi hitabet yeteneği olan kişiler beden dillerini etkin kullanırlar. Sözcüklerini destekleyici hareketlerle ifadelerini daha rahat aktarırlar. Bunu en iyi farkedebileceğimiz durum ise telefon görüşmeleridir. Telefonda ses tonumuzu kullanabilirken mimik ve beden dilimiz eksik kalır. Bu nedenle konuyu aktarırken ifademizi beden dilimizle destekleyemeyiz. Yüzyüze bakmıyor olmak sebebiyle telefondaki tartışmalarda daha fazla sayıda ve daha kolay kırıcı cümleler kurulabilir.</p>
<p><a href="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2009/12/öfke.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-218" title="öfke" src="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2009/12/öfke.jpg" alt="öfke" width="350" height="318" /></a></p>
<p><strong>ÖFKE KONTROLÜ İÇİN DOĞRU GÜDÜLENİN</strong></p>
<p>          Öfkenizi kontrol edebilmek için öncelikle kendi nedenlerinizi belirlemekle işe başlayabilirsiniz. İnsan, yeni bir davranış öğrenirken veya davranış değişikliği yaparken güdülenmeye ihtiyaç duyar. Nedenini bilmediğimiz bir davranışı yapmaktan kaçınırız. Bu neden, sizin için anlam içermelidir. Başkalarının isteğiyle başlayacağınız değişimler kısa sürede son bulacaktır. Değişimin devamlılığı için güdülenme, güdülenmenin devamlılığı içinse nedenlerin kişinin kendi bulduğu nedenler olması önemlidir. Olası güdülenme maddeleri;</p>
<p>-          Kişiyi fiziki açıdan hasta ediyor olması,</p>
<p>-          Sosyal ve kişisel ilişkilerini aksatması,</p>
<p>-          Kendine ve çevresine zarar veriyor olması,</p>
<p>-          Sorun karşısında çözüme odaklanamıyor olması gibi…</p>
<p><strong>DÜŞÜNCELER İLE ÖFKE DAVRANIŞI ARASINDAKİ BAĞLANTI</strong></p>
<p>          Düşünce sistemimiz her türden davranışımızı kontrol eder. Mutluluk, üzüntü, kıskançlık, hırs, öfke gibi tüm duygularımız öncesinde bir düşünce olmaksızın ortaya çıkmaz. <strong>Duyguyu doğuran düşüncedir.</strong> Öfke duygusunu ve şiddet içeren davranışları oluşturan süreç de düşünce ile başlar. Düşünce sistemimizdeki birkaç nokta bu konuda belirleyici rol oynar.</p>
<p>1-      <strong>Dikkat Odağı:</strong> Olaylar nadiren basit veya tek taraflıdır. Dikkatimizi odakladığımız şey, daha sonra nasıl tepki vereceğimiz konusunda çok önemli olabilir. Dikkatimizi olayın ne yönüne odakladığımız, daha sonra vereceğimiz tepkiyi belirler. Dikkat odağı, öfke yaratma potansiyeli olan bir ortamda neye dikkat ettiğiniz ile ilgilidir. Öfkenizi tırmandırmaktan başka bir işe yaramaz. Sizi daha az üzecek konulara yoğunlaşmayı seçebilirsiniz. Tercih sizin. </p>
<p>2-      <strong>Beklentiler:</strong> Çevremizdeki insanlara veya olaylara karşı beklentilerimiz vardır.bu beklentilerimiz gerçekleşmediğinde öfkeleniriz. Bazen bu beklentilerimiz gerçekçi olmayabilir yada çok katı olabilir. Öyle ki başkalarının ihtiyaçlarını hatta kusurlarını hesaba katmayız. Çevremizdeki insanlara yönelik beklentilerimizi ayarlayıp daha gerçekçi bir  düzeye  çekerek, öfkemizin derecesini veya sıklığını yararlı bir şekilde değiştirebiliriz.</p>
<p>3-      <strong>Değerlendirmeler:</strong> Durumu nasıl yorumladığımız olaya verdiğimiz anlam ile ilgilidir. Bir olay kendiliğinden iyi veya kötü olmayabilir. İyiliğini veya kötülüğünü belirleyen sizin için ne anlama geldiğidir. Örneğin biri size yürürken çarptı. Kişisel saldırı mı, yoksa kaza mı ?</p>
<p>4-      <strong>Kendine Yönelik İfadeler:</strong> Kendimize yönelik ifadeler, aklımızdan kendi kendimize söylediğimiz sözlerdir; kendimiz ile konuşmamızdır. Kendimizle hem olumlu hem de olumsuz şekilde konuşabiliriz. Bu da ya öfkeyi körükler  ya da öfkemizi dindirmemize yardımcı olur.</p>
<p>          Toplum olarak toplu histeri belirtileri gösterdiğimiz, tahammülümüzü gittikçe yitirdiğimiz ve birbirimize karşı şiddet içerikli davrandığımız durumlar göz önüne alınırsa herkesin öfkesini kontrol etme gereksinimi olduğu yadsınamaz. Fakat çoğu yoğun duygular içeren durumda olduğu gibi kişi özeleştiri yapmakta veya durumunun farkında olsa bile kendini tedavi etmekte zorlanabilir. Bu zorlanma elbette kişinin kendine yönelik objektif olmasının imkansızlığından ve yöntem bilmemekten kaynaklıdır. Öfke kontrolünü öğrenerek hayatınızı daha sağlıklı kılmak ve enerjinizi daha verimli kullanmak için bir uzmandan yardım alabilirsiniz.</p>
<p><strong>Psikolog Ceren AKBOYAR</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uzmanpsikoloji.com/ofkemi-nasil-kontrol-edebilirim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İŞYERİNDE TACİZ ve PSİKOLOJİK ETKİLERİ</title>
		<link>http://www.uzmanpsikoloji.com/isyerinde-taciz-ve-psikolojik-etkileri.html</link>
		<comments>http://www.uzmanpsikoloji.com/isyerinde-taciz-ve-psikolojik-etkileri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 15:01:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Psk. Ceren Akboyar</dc:creator>
				<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[anksiyete bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[aşağılama]]></category>
		<category><![CDATA[bursa psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[bursadaki psikologlar]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan kadın]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel taciz]]></category>
		<category><![CDATA[işyeri]]></category>
		<category><![CDATA[kötü muamele]]></category>
		<category><![CDATA[mobbing]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[panik atak]]></category>
		<category><![CDATA[performans kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik taciz]]></category>
		<category><![CDATA[psikosomatik]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[taciz]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uzmanpsikoloji.com/?p=206</guid>
		<description><![CDATA[işyerinde cinsel taciz kişiyi psikolojik olarak zorlar ve kendiyle çatışma yaşamasına neden olur. ilk tepki susmak ve saklamaktır. kişi kendini suçlamaya  ve çevresindekilerin de kendisini suçlayacağına inanmaya başlar.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2009/10/işyerinde-taciz.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-205" title="işyerinde taciz" src="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2009/10/işyerinde-taciz.jpg" alt="işyerinde taciz" width="572" height="320" /></a></strong></p>
<p><strong>İşyerinde Psikolojik Taciz (Mobbing) :</strong> Amir veya çalışanların bir çalışana uyguladığı her türlü kötü muamele, tehdit, şiddet, aşağılama, işi zora koşma gibi davranışlardır. Mobbinge uğrayan kişi bir süre sonra yabancılaşmaya, yalnızlaşmaya başlar ve son olarak da istifaya yönelir. İstifaya doğru giden yolda yılgınlık, bıkkınlık, performans kaybı, öfke, umutsuzluk gibi duygular aktifleşir. Bunların yanı sıra psikosomatik rahatsızlıklar başgösterir ki bunlar baş ağrısı, nefes darlığı, terleme, titreme, sıcak basması veya üşüme, yüksek tansiyon, kalp çarpıntısı, dikkat kaybı, sırt ağrıları, mide-bağırsak sistemi rahatsızlıkları, kaşıntılar, iştah kaybı ve buna bağlı zayıflama, deride döküntülerdir.<span id="more-206"></span></p>
<p>          Kişinin özgüveni zayıflar ve bu tüm yaşamına yayılır. Sosyal hayatında da genel anksiyete belirtileri gözlemlenir. Günlük işlerini yaparken dahi özgüven eksikliğinin sıkıntılarını yoğun olarak yaşar. İleriki dönemde genel anksiyete bozukluğu, panik atak ve depresyon gibi ruhsal rahatsızlıklar oluşabilir.</p>
<p><strong>İşyerinde Cinsel Taciz :</strong> Cinsel tacizi, kişinin isteği dışında vücut bütünlüğüne sözel veya fiziksel saldırıda bulunmak olarak tanımlayabiliriz. <strong>Bu durumun işyeri ortamında gerçekleşmesi sokaktaki tacizden daha zorlayıcıdır.</strong> Bunun nedeni cinsel tacize uğrayan kişinin bunu yaşadığı yerin kendini güvende hissettiği bir mekan olan işyeri olması ve bunu yaşatan kişinin de tanıdığı bir kişi olarak amiri veya iş arkadaşı olmasıdır. Tacizcinin amiri olması durumu ise çok daha zordur. Kişi tacizin travması atlatamamışken durumu değerlendirmeye çabalar ve bu değerlendirmede dikkate alması gereken çok sayıda dinamik vardır. Örneğin kişinin işe ihtiyacının olması, para kazanmak zorunda olması, işini seviyor olması, işyerini değiştirmek istemiyor olması kafasında karmaşa yaratır. Kaldı ki mağdur konumundaki kişinin tacize uğradığı mekanı değiştirmesi de haksızlığa uğramışlık duygusu yaratacaktır. Zira hem mağdurdur hem de işinden olmuştur.</p>
<p>          <strong>Verilen ilk tepki susmak ve saklamaktır.</strong> Kişi bunun kendi hatası olduğunu düşünebilir. Karşı tarafa cesaret verecek davranışları olabileceğini düşünüp kendini suçlayabilir. Kendine yönelik eleştiriler ve suçlamalarla depresif duyguduruma sürüklenir. Çevresinden de suçlamalar yapılabileceğine dair inanç nedeniyle durumu kimseyle paylaşamaz. Yaşanılan travmayı kimseyle paylaşmamak kişiye dışlanmışlık duygusu yaşatır. Tacizciye duyduğu öfkeyi dışa vuramadığında öfkesini kendine veya çevresindekilere yönlendirebilir. Durumla başa çıkamıyor olmak, kendini güçsüz ve aciz hissetmesine sebep olur. Bu da kişinin kendine yönelik öfkesini besler. Böylesi bir durumda yapılacak en doğru hareket tacizi saklamamaktır. Yapacağınız hiçbir hareket tacizi haklı kılmaz<strong>. Tacize uğrayan kişi mağdurdur. Bu konuda asla kendinizi suçlamayın. </strong></p>
<p><strong>VAKA ÖRNEĞİ </strong>(İsim ve bilgiler değiştirilmiştir)</p>
<p>          Sevil, 28 yaşında 3 yıllık evli çocuksuz bir muhasebe elemanıdır. Bir önceki işyerinden kriz nedeniyle çıkarılmış  ve zorlukla yeni bir iş bulmuştur. Şimdiki iş yerine başladığından itibaren amiri tarafından sözel olarak tacize uğramış fakat zorlukla elde ettiği ve ihtiyacı olan bu işi kaybetmemek adına olayı görmezden gelmiştir. İlk zamanlarda kendisinin durumu abarttığına, yanlış anladığına, aslında patronunun iyi niyetli olduğuna kendisini inandırmaya çalışmış ve bu durumun geçeceğini ummuştur. Fakat karşısındaki kişi tacizlerini her geçen gün artırmaya devam ettikçe artık durumun iyiye yorulacak veya görmezden gelinecek bir hali kalmamış. Durumu eşine aktarmak istemiş ama eşinin kıskançlığı nedeniyle suçlanmaktan korkmuş. Eşinin kendisini, karşı tarafı cesaretlendirmekle suçlamasından ve haksız çıkmaktan çekinmiş, kendi kendine halletmeye çalışmış. Bu suskunluk tacizci kişiye cesaret vermiş ve giderek daha fazla yüklenmeye, yalnız kalmaya çalışmaya, yalnız kaldıklarında Sevil’e dokunmaya, haddini aşan cinsel içerikli takılmalara başlamış.</p>
<p>          Sevil hanım, bana ulaştığında içinden çıkılamaz bir girdapta olduğunu, başlangıçta bu işe ihtiyacı olduğu için sesini çıkaramadığını, bu kadar ilerledikten sonra da eşine söylerse geciktiği için eşinin kızacağını, tacizcinin her geçen gün tacizin boyutunu artırmasından korktuğunu, ne yapacağını nasıl davranacağını bilemediğini belirtti. Artık işyerine giderken neşeli değildi, işini sevmesine rağmen isteksizdi, iş performansı düşmüştü, sürekli tedirgindi, iş arkadaşlarıyla arasına mesafe koymuştu, kendini güvende hissetmiyordu ve özgüveninde hissedilir bir düşüş olmuştu.</p>
<p>          Sevil hanımla <strong>ilk seansımız tacizi tanımlamak, tanımak ve boyutlandırmakla</strong> geçti. Bu olayın genel profilini çıkarıp sırasıyla davranışlarını isimlendirdik. İnsanların sorunlar karşısında takındığı genel tavırların isimlerini öğrendi ve buradaki olayda yerleştirdi. Örneğin, ilk etaptaki görmezden gelme <strong>yadsımak</strong>tır, olayı yok saymak anlamındadır. Daha sonrasındaki davranışı, kabahatli durumu kendine yönlendirmek olan <strong>kendini suçlama</strong> olmuş. Korktuğu için eşiyle paylaşmamak ve durumun da artarak devam etmesi Sevil hanımı çıkmaza sokmuş. İşte bu aşamada işin içinden tek başına çıkamayacağını anladığı noktada bir uzmandan yardım alması gerektiğini düşünmüş.</p>
<p>          Konunun psikolojik yönünün dışında bir de hukuksal boyutu vardır ki bu konuda en uygun olan bir avukata danışmaktır. Bu konuda tacize uğrayan kişilerin en sık rastladığı soru işareti “<strong>Nasıl kanıtlayacağım?</strong>” olmaktadır. Taciz durumunda olay iki kişi arasında geliştiğinden ve şahit olması çoğunlukla mümkün olmadığından tacize uğrayan kişinin sözü asıl sayılmaktadır.  Kişi iş akdini sonlandıracağı gibi tazminat hakkı da doğar.</p>
<p><strong>TACİZE UĞRAYAN MAĞDURDUR</strong></p>
<p><strong>          Taciz durumunda yapılacak en etkin ve akıllıca hareket geri adım atmamaktır. </strong>Tacizci kişinin en fazla cesaret almasına neden olan, taciz ettiği kişinin sessiz kalacağına ve korkacağına yönelik inancıdır. Tacize uğrayan kişinin ürkek tavrı ve olayı saklaması tacizciyi yüreklendirir. Olayın ortaya çıkacağını hissetse zaten geri adım atacaktır. Unutulmamalı ki “<strong>En iyi savunma saldırıdır</strong>”. Sonraki adım haklarını bildiğini tacizciye hissettirmek gerekirse açık açık söylemektir. Birçok kadın kendini taciz eden kişiye bunu anladığını açık açık söylemekten çekinir. Oysa ki en kötü ihtimalle tacizci inkar edecektir ki zaten taciz ettiğini kabul eden kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Bu durumda kendisine yanlış anlaşılacak hareket ve konuşmalarından rahatsız olduğunuzu iletebilirsiniz. Bu açıkça bir uyarıdır. İlerleyen dönemde devamı olduğunda uyarınızı yaptığınız için iş ‘<em>o da istekliydi</em>’ noktasından uzaklaşmış olur.</p>
<p>          Elinizdeki kuvvetlerden biri de birlik olmaktır. Tacizin cinsel bir sapkınlık olduğu dikkate alındığında sizin yaşadığınızı muhtemelen diğer çalışan bayanlar da yaşıyordur. Fakat sizinle aynı korkular sebebiyle bunu açıklayamıyorlardır. Bu durumu diğer çalışanlarla paylaşmak onların da açılmasını ve birlik olmanızı sağlayabilir. Taciz bir suçtur ve suçu cezasız bırakmak o kişiye yolu açmak anlamına gelir. Bu konuda suçunuz olmadığına önce siz inanmalısınız ki diğer insanların karşısında tereddütlü olmayın. Tacizin özgüvene saldırdığı ve büyük hasarlar verdiği göz önüne alınırsa bu söylendiği kadar kolay değildir elbette.</p>
<p><strong>          Özgüven; en kısa tabirle özüne güvenmek, kendine güvenmektir.</strong> Taciz iş te bu kendine güvenme noktasına saldırır. Kişi kendiyle bile çatışma yaşar hale gelir. Mağdurken suçlu hissedersiniz. Olayın iki ucu arasında gidip gelirken çatışma yaşarsınız. Öncelikle kendinizi ikna etmeniz gereken gerçek : “<strong>tacize uğrayan kişi mağdurdur</strong>”.</p>
<p><strong>Psikolog</strong></p>
<p><strong>Ceren AKBOYAR </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uzmanpsikoloji.com/isyerinde-taciz-ve-psikolojik-etkileri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ERGEN GRUP TERAPİLERİ</title>
		<link>http://www.uzmanpsikoloji.com/ergen-grup-terapileri.html</link>
		<comments>http://www.uzmanpsikoloji.com/ergen-grup-terapileri.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Oct 2009 16:28:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Psk. Ceren Akboyar</dc:creator>
				<category><![CDATA[ergenlik]]></category>
		<category><![CDATA[bursa psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[bursadaki psikologlar]]></category>
		<category><![CDATA[danışmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[depresif]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[ergen]]></category>
		<category><![CDATA[ergen tutumları]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlik sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[gerginlik]]></category>
		<category><![CDATA[grup terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim becerileri]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[öfke kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[sinirlilik]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalfobi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalleşme becerileri]]></category>
		<category><![CDATA[sosyofobi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>
		<category><![CDATA[uyumsuzluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uzmanpsikoloji.com/?p=200</guid>
		<description><![CDATA[ergenlikte yaşanan sorunların, gerçek hayatın küçük bir örneklemi olan terapi grubunda ele alınması daha pratik, işlevsel ve öğrenilenlerin hemen uygulanması açısından pekiştirici bir çözüm şeklidir. grup terapilerinde sosyalleşme, iletişim, öfke kontrolü, genel ergenlik sorunları analiz edilir ve katılımcılara bu konuda beceriler öğretilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span style="color: #800080;"><strong><a href="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2009/10/grup-terapisi.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-201" title="grup terapisi" src="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2009/10/grup-terapisi.jpg" alt="grup terapisi" width="977" height="243" /></a></strong></span></p>
<p align="center"><span style="color: #800080;"><strong>ERGENLERLE GRUP TERAPİLERİ</strong></span></p>
<p align="center"><span style="color: #800080;"><strong>(12-14)   (15-18)</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>GRUP TERAPİSİ HAKKINDA</strong><strong></strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;"> </span></strong></p>
<p>          Grup terapisi ; insanın <span style="color: #0000ff;">sosyal bir varlık </span>olduğu gerçeğinden yola çıkar. İnsanın hayata karşı tutumu aslında diğer insanlara karşı tutumudur. Bu diğer insan ilk etapta aile yani anne ve baba varsa kardeşlerdir. Daha sonraları okul arkadaşları ve çeşitli sosyal gruplarla devam eder. Yetişkinlikte buna iş arkadaşları eklenir. Grup terapisindeki grup da aslında bir anlamda küçük bir sosyal ortamdır. Gerçek hayattaki sosyal ortamların bir örneklemidir. Buradaki konum, tavır, konuşma ve kullanılan ilişki kalıpları gerçek hayattaki sosyal ortamlardakilerle örtüşür. Grup terapilerindeki  iyileştirirci faktörler aşağıda sıralanmıştır;<span id="more-200"></span></p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff6600;">Umudun yerleştirilmesi:</span></strong> Süreçten yarar sağlayanları görmek kişide ‘ ben de iyileşebilirim ‘ düşüncesini doğurur.</li>
<li><span style="color: #ff6600;"><strong>Evrensellik</strong>:</span> Yaşadığı surunun başkaları tarafından da yaşandığının gözlemlenmesi, kişinin yaşadıklarının yalnızca kendinde olmadığını farketmesini sağlar.</li>
<li><strong><span style="color: #ff6600;">Yardımseverlik:</span></strong> Grup terapilerinde birey destek alırken aynı zamanda dier katılımcılara da destek verir. Sorunuyla ilgili yetersiz ve çaresiz hissederken, bir başkasına yardım edebilmesi iyileştirici bir etki sağlar.</li>
<li><strong><span style="color: #ff6600;">Katkısal bilgi:</span></strong> Kişi, psikolojik yapısı hakkında biilgi edinir ve diğerlerine de kendi bildiklerini aktarır. Her katılımcı konuya kendi bakış açısından yaklaştığı için çeşitlilik sağlanır.</li>
<li><strong><span style="color: #ff6600;">Birincil aile özelliğinin grupta yinelenmesi ve bunun iyileştirici etkisi:</span></strong> Grup, bir anlamda aileyi de temsil eder ve aile içi çatışmalar grupta canlanır. Bu çatışmalar olumlu ve onarıcı bir biçimde yeniden yapılandırılır. Geçmişteki çözülmemiş problemlerin çözülmesi, geleceğe yönelik olumlu duyguların oluşması sağlanır.</li>
<li><strong><span style="color: #ff6600;">Sosyalleşme tekniklerinin geliştirilmesi:</span></strong> Sosyal ortamlarda nasıl davranılacağı, iletişim becerilerinin kazanılması gibi katkı sağlayacak bilgiler geri bildirim ile öğrenilir.</li>
<li><strong><span style="color: #ff6600;">Model alma ve karşılıklı öğrenme:</span></strong> Canlılar için en temel öğrenme şekli model almadır. Grup içinde birey, katılımcıları model alarak hem öğrenebilir hem de diğerlerine model oluşturabilir.</li>
<li><strong><span style="color: #ff6600;">Grup bağlılığı:</span></strong> Birey, diğerlerinden destek aldıkça, yargılanmadan anlaşılmaya çalışıldıkça, birbirlerinin iç dünyasını gözlemledikçe ve tanıdıkça aralarında bir bağ oluşur. Bu küçük sosyal örneklem grubunun içinde görülme, kabul edilme, aidiyet, desteklenme ve önemsenme dürtüleri doyurulur.</li>
<li><strong><span style="color: #ff6600;">Duygu boşalımı:</span></strong> Duyguların taştığı ve dışa vurulduğu anlar, taşınan yüklerden kurtulma ve yeni farkındalıklar kazanma anlarıdır.</li>
<li><strong><span style="color: #ff6600;">Varoluş etmenleri:</span></strong> Gerçek hayattaki her sorun bu gruba konu olarak getirilebilir. Acı, haksızlık, ölüm, sorumluluk gibi varoluşla ilgili temalar da buna dahildir.</li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong><span style="color: #339966;">TERAPİ GRUPLARI KONU BAŞLIKLARI</span></strong></p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff6600;">Ergenlik Sorunları Grubu:</span></strong> Ergenlerde sorunlarının yalnızca kendinde olduğuna dair yanlış bir inanış sözkonusudur. Grup terapileri bu yanlış inanışı yıkmak için ideal çalışma ortamıdır. Yaşıtlarının da aslında aynı sorunları yaşadığını gözlemleyen ergen, sorunun normal olduğunu algılar. Terapilerin ilk ayağı olan farkındalık yaratılması bu sayede sağlanmış olur.<a href="http://www.uzmanpsikoloji.com/ergenlik-doneminde-iletisim-stratejileri.html"> Ergenlik dönemi</a>nde gelişecek olan kimlik kazanımı, birey olma, sorumluluk alma, hayattaki duruşunu belirleme, özgüven geliştirme, sosyalleşme becerileri, iletişim becerileri gibi yetenekler bu grupta ele alınacaktır. Bunların yanı sıra ergenlik döneminde sıklıkla gelişen depresyon da ele alınacak konular arasındadır.</li>
</ul>
<p> </p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #800080;">Sosyal Fobi Grubu:</span></strong> <a href="http://www.uzmanpsikoloji.com/sosyal-fobi-ve-tedavisi.html">Sosyal fobi</a>, tıpkı diğer fobi türleri gibi kendine bir fobi nesnesi, kişisi veya durumu seçer ve bunlardan kaçma-kaçınma davranışları sergileyerek anksiyeteden kurtulmaya çalışır. Fobilerde tedavinin ana fikri bu kaçma-kaçınma döngüsünü kırmak ve yüzleştirmedir. Sosyal fobi, ergenlerde sıklıkla görülen ve küçük bir sosyal grup olan terapi grubunda birebir yüzleştirmenin yapılabildiği bir rahatsızlık türüdür. Günlük yaşantıda karşılaşılan anksiyete grupta da ortaya çıkar ve yaşanan düşünsel ve duygusal karmaşa anında çözümlenme imkanı bulur. Ayrıca öğretilen iletişim becerileri ve sosyalleşme becerileri grup içerisinde vakit kaybetmeden uygulanarak yeni öğrenilenler pekiştirilir.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p>
<ul>
<li><strong><span style="color: #ff0000;">Öfke Kontrolü Grubu:</span></strong><strong> </strong>Öfke, aslında normal ve sağlıklı bir duygudur. Sağlıksızlaşması kontrolden çıkmasıyla başlar. Kontrol edilemeyen, patlamalar şeklinde seyreden, sonucunda şiddete yönelten öfke yeniden düzenlemesi gereken sağlıksız bir duygu haline gelmiştir. Öfke kontrolü, sonradan öğrenilebilen ve öğretilebilen bir davranış kalıbıdır. Özellikle ergenlerde kontrolü sağlamak yetişkinlere oranla daha zordur. Sonuçları tahmin etmek, sorumluluk almak gibi yetenekler ergenlerde bu aşamada oluşur. Henüz bu yeteneklere sahip olamayan ergenler öfkeleri nedeniyle aile ortamında ve okulda yoğun sorunlarla karşılaşabilirler. Bu durumda öfke kontrolü eğitimi almaları gerekir. Bu eğitimde öğrenilenler grupta uygulanarak çıkacak sorunlar ve aksaklıklar hemen gözlemlenir ve düzeltilir.</li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>Gruptaki Kişi Sayısı:</strong> 6 – 8 kişi</p>
<p><strong>Seans Süresi:</strong> 1 saat</p>
<p><strong>Grup Yöneticisi: </strong><a href="http://www.uzmanpsikoloji.com/hakkinda">Psikolog Ceren AKBOYAR</a></p>
<p><strong>Ücretlendirme:</strong> Seans ücreti 25 TL.dir.</p>
<p><strong>Not:</strong> Seansların gün ve saatleri katılımcıların taleplerine göre belirlenecektir. <a href="http://www.uzmanpsikoloji.com/iletisim">Bilgi almak ve randevu </a>için <span style="color: #800080;"><strong>(0224)221 50 39</strong> </span>nolu telefondan merkezimize ulaşabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uzmanpsikoloji.com/ergen-grup-terapileri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TÜKENMİŞLİK SENDROMU ve ÇÖZÜM ÖNERİLERİ</title>
		<link>http://www.uzmanpsikoloji.com/tukenmislik-sendromu-ve-cozum-onerileri.html</link>
		<comments>http://www.uzmanpsikoloji.com/tukenmislik-sendromu-ve-cozum-onerileri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Oct 2009 11:38:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Psk. Ceren Akboyar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[bursa]]></category>
		<category><![CDATA[bursadaki psikologlar]]></category>
		<category><![CDATA[değersizlik]]></category>
		<category><![CDATA[depresif]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[duygudurum]]></category>
		<category><![CDATA[gerginlik]]></category>
		<category><![CDATA[heyecan]]></category>
		<category><![CDATA[iş adamı]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[iş kadını]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[psikolog bursa]]></category>
		<category><![CDATA[sinirlilik]]></category>
		<category><![CDATA[tükenmişlik]]></category>
		<category><![CDATA[umutsuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[uyku bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[uykusuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[yetersizlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uzmanpsikoloji.com/?p=195</guid>
		<description><![CDATA[iş hayatının yoğunluğu ile kişilerde hiç bir şeye yetişememe duygusu oluşabilir. bu duyguya tükenmişlik sendromu diyoruz. heyecan, huzursuzluk, gerginlik, uykusuzluk, umutsuzluk, mutsuzluk, öfke, değersizlik duygusu bu çerçevede değerlendirilir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2009/10/tükenmişlik.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-196" title="tükenmişlik" src="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2009/10/tükenmişlik.jpg" alt="tükenmişlik" width="350" height="200" /></a></p>
<ul>
<li>Tükenme duygusu, heyecan, huzursuzluk, gerginlik, mutsuzluk, umutsuzluk, öfke, işe yaramazlık, değersizlik duygusu yaşarlar.</li>
<li>Kendilerini ve yaptıkları işi olumsuz kelimelerle tanımlarlar.</li>
<li>Tepkileri abartılıdır.</li>
<li>İşyerinde müşterilerle çatışmaya girerler.</li>
<li>İş, sosyal ve özel hayatlarında insan ilişkileri bozulur ve iletişimde ciddi sorunlar yaşarlar.</li>
<li>Olaylara bakış açısında bozulmalar görülür, nesnelliklerinde düşüş görülür.</li>
<li>Geleceğin olumsuz olacağına dair önyargıları vardır.<span id="more-195"></span></li>
<li>Dikkat düzeyleri zayıflar, odaklanmakta güçlük çekerler, düşünce akışı yavaşlar.</li>
<li>Karar vermekte, görevlerini tamamlamakta güçlük çekerler.</li>
<li>Takdir göremediklerini düşünürler fakat kendileri de yaptıkları işi beğenmezler.</li>
<li>Değişimleri istemezler, iş düzeni aynı devam etsin isterler.</li>
<li>Uyku düzenleri bozulur, uyumakta güçlük çekerler ve sabahları yorgun uyanırlar.</li>
<li>Cinsel istekte azalma görülür.</li>
<li>Yeme düzeni değişir, artar veya azalır.</li>
<li>Enerji kaybı hissedilir.</li>
<li>Sindirim ve boşaltım sistemlerinde rahatsızlıklar oluşabilir.</li>
<li>Psikosomatik ağrı şikayetleri görülebilir.</li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>          Tükenmişlik sendromunun oluşumunda işyerindeki ortam ve kişilik özellikleri önemlidir.</strong> İşyeri ortamının aşırı rekabetçi olması ve güven vermemesi, çalışanlara eşit davranılmaması, çalışanlardan aşırı beklentilerin olması, başarılı sonuçlarla ilgili geribildirim ve teşvik verilmemesi, çalışanların karar verme sürecine katılamaması, çalışanlara yetki verme konusunda cimri davranılırken sorumluluk yüklemekte sakınca görülmemesi, iş arasında verilen molaların az olması başlıca sebeplerdir. Ayrıca kişinin mükemmeliyetçi olarak kendini fazlaca zorlaması, verilen görevlere ve angaryalara hayır diyememek, başarılarını görmezden gelip başarısızlıklarını abartmak, onay alma ihtiyacının yoğun olması ve onaylanmadığında duyulan yetersizlik duygusunu gidermek amacıyla gereğinden fazla çalışmak bu sebeplere eklenebilir.</p>
<p><strong>TÜKENMİŞLİK SENDROMUNA İLAÇLIK ÖNERİLER</strong></p>
<ul>
<li><strong>Mükemmeliyetçilik sizi hiçliğe götürür. </strong>Bugüne kadar tamamlanmış mükemmel ş yoktur. Ayrıntılara fazla dalmak vaktinizi alır ve sonuca ulaşmanızı engeller.</li>
<li><strong>Yeni fikir ve önerilere açık olun.</strong> Yeni bakış açıları işinizi kolaylaştırabilir.</li>
<li><strong>Yardım tekliflerini kabul edin.</strong> İşleri paylaşmak size zaman ve enerji kazandırır. Bu sayede kendinize ayıracağınız zamanınız kalır.</li>
<li><strong>Hobiler edinin.</strong> Kafanızı işten uzaklaştırıp sizi rahatlatacak birşeylerle ilgilenmeye ihtiyacınız var. Kendinize bir hobi hediye edin.</li>
<li><strong>İşyerindeki arkadaşlıklarınızı geliştirin</strong> ki molalarınızda iş dışında sohbetler yaparak kafanızı işten uzaklaştırıp dinlendirebilin.</li>
<li><strong>İşiniz dışında da bir hayatınız olduğunu kendinize sık sık hatırlatın.</strong></li>
<li><strong>Tükenmişlik sendromunuzu analiz ederek sebeplerini tespit edin.</strong> Bu sebeplerden değiştirebildiklerinizi değiştirin. Değiştiremediklerinizi yeniden düzenleyin veya kabullenmeyi öğrenin.</li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>Psikolog</strong></p>
<p><strong>Ceren AKBOYAR</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uzmanpsikoloji.com/tukenmislik-sendromu-ve-cozum-onerileri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇALIŞAN KADIN/ANNE OLMAK</title>
		<link>http://www.uzmanpsikoloji.com/calisan-kadinanne-olmak-ve-tukenmislik-sendromu.html</link>
		<comments>http://www.uzmanpsikoloji.com/calisan-kadinanne-olmak-ve-tukenmislik-sendromu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Oct 2009 09:43:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Psk. Ceren Akboyar</dc:creator>
				<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[annelik]]></category>
		<category><![CDATA[bursa psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[bursadaki psikologlar]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan anne]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan kadın]]></category>
		<category><![CDATA[çaresizlik]]></category>
		<category><![CDATA[depresif]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[doğum sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[iş kadını]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[panik atak]]></category>
		<category><![CDATA[psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[sinirlilik]]></category>
		<category><![CDATA[tükenmişlik]]></category>
		<category><![CDATA[yetersizlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uzmanpsikoloji.com/?p=184</guid>
		<description><![CDATA[çalışan kadın ve anne olmak aynı anda bir çok işi yapabilmeyi gerektiriyor. bu durum kadını zamanla tükenmişliğe ve depresyona itebilir. bu duyguyla başetmenin yollarını öğrenmek gerekiyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2009/10/çalışankadn.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-187" title="çalışankadn" src="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2009/10/çalışankadn.jpg" alt="çalışankadn" width="557" height="388" /></a></p>
<p>          Çok eski çağlardan beri kadın ve erkek kendine yönelik roller edinmiş ve bunları benimsemiştir. Erkeğin en genel haliyle rolü üretmek ve avlanmak, yani evde bekleyen çocuklarının beslenme ve korunma ihtiyaçlarını gidermektir. Kadının rolü ise evdeki çocukların bakımıyla ve evle ilgilenmektir. <strong>Evrimsel süreçte bu rollerde değişimler olmasına rağmen  toplumsal yaşantıda kadının yeri evi, temel rolleri ise eş ve anne olmaktır.</strong> Bu alışılagelmiş roller işgücüne katılımı da engeller. Değişen dünyada kadının rolleri de yeni düzene ayak uydurmuştur fakat kafalardaki fikirler öylesine kemikleşmiştir ki kadınları eş  ve anne olmak ile meslek sahibi olmak arasında seçim yapmaya zorlar. Çalışmaya başlamayı seçse bile öncelikli sayılan rollerini layıkıyla yerine getirmek zorunda hissettirilmektedir. Bu sebeptendir ki iş hayatı sebebiyle eş ve annelik ile ilgili görevlerini eksikli yaptığında kendini suçlu, yetersiz, üzgün ve mutsuz hissedebilir.<span id="more-184"></span></p>
<p><strong>          Kadınların işgücü halen evinde eşine katkı olarak, ek gelir olarak algılanmaktadır</strong>. Bu mantıkla büyütülen kadınlar da kendilerine biçilen bu rolleri kabullenip içselleştirmiştir. Eşinin maddi durumu biraz iyileştiğinde kadın için çalışmama tercihi doğar ve çalışmayı sadece para kazanmak olarak algılayan kadınlar bu tercihi kullanır. Oysa ki <strong>kadının çalışması sadece maddi kazanç amaçlı görülmemeli aynı zamanda kadına kimlik kazandıran, özgüven aşılayan ve birey olmasına katkı sağlayan bir eylem olduğu yadsınmamalıdır.</strong> Çalışan kadın tek başına varolabilme duygusunu içselleştirir, sosyal yaşama dahil olur, çocuklarına örnek teşkil eder, üretken olmanın hazzını yaşarlar.</p>
<p><strong>          Kadınlar, yükselme, mesleki gelişim ve eğitim olanakların da erkeklere oranla daha az yararlandırılır.</strong> Eşinden bu konuda destek göremezken, işyerindeki amirleri de eğitim olanaklarından yararlanmaları konusunda kadınlara negatif ayrımcılıkta bulunurlar. Kadınların yükselme, terfi gibi beklentileri gerçekçi bulunmazken bu sebepten mesleki eğitim almaları da gereksiz görülmektedir. Hatta aynı işyerindeki evli ve bekar kadınlar arasında bile bir ayrım sözkonusudur. Evli ve çocuklu kadınların iş yükü azaltılırken bekar bayanlara iş yükleme yatkınlığı görülür.</p>
<p>          Evlenme ve hamile kalma işten çıkarılma sebebi olarak görülüyor ve bu konuda baskı görebiliyorlar. İşe alımlarda erkeklerin evli olması tercih sebebiyken kadınlarda bu tam aksi şekilde işliyor. Hatta evli kadınların yakın zamanda çocuk sahibi olmayı düşünüp düşünmedikleri bile araştırılıyor. Evli ve çocuklu bir kadının işe fazla vakit ayırmayacağı, bu nedenle verimsiz olacağı hakkında önyargılar bulunmaktadır. Aile içi ilişkilerde yaşanan olumsuzluklarda bile kadının çalışması sorunlara sebep olarak gösterilebiliyor. Evdeki işler aksadığında kadının işten ayrılması seçeneği su yüzüne çıkarılıp seçim yapması bekleniyor. Eşin, işleri paylaşmak yerine kadının işinden feragat etmesini beklemesi yine kafalardaki alışılagelmiş rol paylaşımından ileri geliyor.</p>
<p>          <strong>Hiç birşeye yetişememe ve tükenmişlik duygusu yaşıyorlar</strong>. Birkaç karpuzu bir koltuğa sığdırmaya çalışıyorlar. Bunu başarabilen şanslı kadınlarsa bu konuda övgü alamadıkları gibi şikayet ettiklerinde de muhattap bulamıyorlar. Evdeki işler adeta görevleridir ve yapmamak gibi bir tercih sunulmaz.</p>
<p>          Ekonomik özgürlük elde etmiş olmanın güzel taraflarını da yaşayamaz. Zamansızlık sebebiyle sosyal hayata ve aktivitelere ayıracağı süre kısıtlıdır. Kendine zaman ayıran kadın da bu süre içinde suçluluk duygusundan kendini alamaz. Zaman zaman hemcinsleri tarafından da bu konuda eleştirilmekten kaçamaz.</p>
<p>         Tüm bu yaşananlar sonucunda çalışan kadın sinirli, öfkeli ve tahammülsüz hale gelir. Bunu engellemenin en etkin yolu kulağa bencillik gibi gelse de, Türk kadınına yüklenenlere pek uygun düşmese de kendine zaman ayırmaktır. Ev işleri ve çocuklara ayırılan zamandan kendi için bir miktar aktarmak sorunu çözecek pratik bir çözümdür.</p>
<p><strong>MÜKEMMEL KADIN OLMAYIN</strong></p>
<p><strong>          Çalışan annelerin en önemli sorunu aşırı sorumluluk yüklenmek, yorgunluk ve suçluluk duygusudur.</strong> İş listelerinizi hafifleterek çözüm sağlayabilirsiniz. Devredilebilecek sorumluluklar için eşinizden, yakınlarınızdan ve iş arkadaşlarınızdan yardım isteyebilirsiniz. Kendinize vazgeçilebilecekler listesi hazırlayın. Zamanınız ve enerjiniz azaldıkça bu listedekilerden ödün verebilirsiniz. Suçluluk duygusunu azaltmak için kendinize “çocuğumun ihtiyaçlarını karşılamak için çalışıyorum” “çalıştığımda mutlu hissediyorum, çocuğuma mutlu bir anne sunuyorum” “çocuğuma örnek oluyorum” gibi telkinlerde bulunabilirsiniz.</p>
<p>          Ayrıca çocuğunuzla <strong>kaliteli zaman geçirmek</strong> de iyi bir yöntemdir. Kaliteli zaman geçirmek, az ve öz zaman geçirmek şeklinde açıklanabilir. Bütün hafta boyunca yanında olup ilgisiz olmaktansa, hafta sonu geçireceğiniz 1-2 saati birlikte çeşitli aktivitelere katılarak, hobilerinizi paylaşarak, etkinlikleri değerlendirerek çok kıymetli zaman dilimlerine dönüştürebilirsiniz. Birlikte geçirdiğiniz bu kaliteli paylaşım saatleri sayesinde çocuğunuzun yanında olamadığınız zamanların acısını çıkarabilir, suçluluk duygunuzun gerçekle uyuşmadığını görebilirsiniz.</p>
<p>Psikolog</p>
<p>Ceren AKBOYAR</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uzmanpsikoloji.com/calisan-kadinanne-olmak-ve-tukenmislik-sendromu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DOĞAL SÜREÇ : MENOPOZ</title>
		<link>http://www.uzmanpsikoloji.com/dogal-surec-menopoz.html</link>
		<comments>http://www.uzmanpsikoloji.com/dogal-surec-menopoz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Sep 2009 15:27:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Psk. Ceren Akboyar</dc:creator>
				<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[adetten kesilme]]></category>
		<category><![CDATA[ağrılı birleşme]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel isteksizlik]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[gerginlik]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[sıkıntı]]></category>
		<category><![CDATA[sinirlilik]]></category>
		<category><![CDATA[uykusuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[vajinal kuruluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uzmanpsikoloji.com/?p=170</guid>
		<description><![CDATA[Menopoz; kadınlarda yumurtlamanın bitmesi ile regl kanamalarının sona ermesi durumudur. Menopoz bir hastalık değildir, yaşamın doğal süreçlerinden biridir.   Menopozun en belirgin fizyolojik sonucu hormonlardaki değişimlerdir. Östrojen hormonunun azalması beyni direkt olarak etkiler ve uyku düzeninde bozulmalara yol açar. Ayrıca sinirlilik, gerginlik, yorgunluk, halsizlik, unutkanlık, yorgun uyanma ve konsantrasyon bozuklukları oluşur.  Menopoz dönemine en sık eşlik eden rahatsızlıklar somatoform bozukluklar ve depresif bozukluklardır. Çoğunlukla sıcak basması, uykuda bozulmalar, sinirlilik, öfkeye hakim olamama, duygudurumda neşe ile hüzün arasında çalkantı ve hızlı değişimler, yüz kızarması, kilo alımı ve buna bağlı görünümünden hoşnutsuzluk, cinsel istekte azalma, fenalık-bayılma hissi ve çarpıntı görülen rahatsızlıklardır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong><a href="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2009/09/menopoz.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-171" title="menopoz" src="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2009/09/menopoz.jpg" alt="menopoz" width="425" height="282" /></a></strong></p>
<p align="center"><strong> </strong></p>
<p>          Menopoz; kadınlarda yumurtlamanın bitmesi ile regl kanamalarının sona ermesi durumudur. <strong>Menopoz bir hastalık değildir, yaşamın doğal süreçlerinden biridir. </strong>45-55 yaşları arasında görülmesine karşın çoğunlukla 50 yaşlarında en hızlı döneme girer. Kadınlar, menopoza ilişkin değişimleri 35 yaş itibariyle yaşamaya başlarlar. Başlangıcından itibaren süresi ortalama 4-5 yıl sürer.</p>
<p>          1950’den önce gelişim dönemleri doğum, ergenlik ve yetişkinlik olarak sıralanıyordu. Yaşam süresi kısa olduğu için menopoz dönemi ölümden hemen  önceki döneme denk geliyordu.  Bu sebepten menopoz dönemi, ölüm hazırlığı gibi algılanıyordu. 1950’den sonra yaşam süresi uzadığı için bu durum değişmiş olmasına rağmen halen, oluşmuş toplumsal yargılar olumsuz çağrışımlar yapmaktadır. Ayrıca yine önceki yıllarda menopoz dönemi, depresyon gelişimi için risk faktörü olarak görülmüş ve DSM Tanı Kitapçığında bu depresyon türüne “<strong><em>involusyonel melankoli</em></strong>” denilmiştir. Menopoz depresyonu denilen bu depresyon çeşidinde tipik depresif özellikler görülmekle birlikte tek fark görüldüğü dönemin menopoza denk gelmiş olmasıdır. Günümüzde menopoza bağlı depresyon durumu kabul görmediği ve yapılan araştırmalarda bu yönde anlamlı sonuçlar çıkmadığı için bu tanım kabul görmemektedir. Yeni düzenlenen DSM’de ise bu depresyon tanımı yer bulamamıştır.<span id="more-170"></span></p>
<p> </p>
<p><strong>ÖSTROJEN HORMONU EKSİKLİĞİ</strong></p>
<p><strong>          Menopozun en belirgin fizyolojik sonucu hormonlardaki değişimlerdir. Östrojen hormonunun azalması beyni direkt olarak etkiler ve uyku düzeninde bozulmalara yol açar</strong>. Ayrıca vazomotor belirtiler olan ateş basması ve gece terlemeleri de bu tabloya dahil olduğunda uykuya dalmakta güçlük çekilmesi, gece sıklıkla uyanma, sabah yorgun kalkma görülmeye başlar. İlerlemiş durumlarda insomnia (uyuyamama) görülebilir. Uykunun sık sık bölünmesi sebebiyle REM denilen derin uyku aşamasına geçilemez. REM dönemi, rüyanın görüldüğü dönemdir. Rüya görememek kişide gündüz düşlerine sebep olabilir. Ayrıca sinirlilik, gerginlik, yorgunluk, halsizlik, unutkanlık, yorgun uyanma ve konsantrasyon bozuklukları oluşur. Bu gibi durumlarda östrojen hormonu takviyesi yapılarak bu uyku bozuklukları tedavi edilebilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>MENOPOZDA RUHSAL DURUM</strong></p>
<p>          Menopoz dönemine ait psikiyatrik bir tablo yoktur. Yapılan çalışmalarda OKB (saplantı-zorlantı bozukluğu) ve depresyon semptomlarının menopoz dönemindeki değişimleri araştırıldığında premenstrüel dönem (menopoz öncesi) ile menopoz dönemi arasında fark bulunamamıştır.</p>
<p><strong>          Menopoz dönemine en sık eşlik eden rahatsızlıklar somatoform bozukluklar ve depresif bozukluklardır. Çoğunlukla sıcak basması, uykuda bozulmalar, sinirlilik, öfkeye hakim olamama, duygudurumda neşe ile hüzün arasında çalkantı ve hızlı değişimler, yüz kızarması, kilo alımı ve buna bağlı görünümünden hoşnutsuzluk, cinsel istekte azalma, fenalık-bayılma hissi ve çarpıntı görülen rahatsızlıklardır</strong>.Daha önceden geçirilmiş depresyon, duygudurum bozukluğu öyküsü, sosyal desteğin zayıf olması, menopoz hakkındaki olumsuz bakış açısı, psikososyal stresörlerin varlığı, sigara kullanımı ve egzersiz yapılmaması gibi etkenler duygudurum azlığı ile ilişkilidir.</p>
<p>          Çoğu toplumda menopoz, yaşlanmanın başlangıcı olarak görülür. Bu nedenle de olumlu algılanmaz. Ayrıca aynı dönemde önemli bazı sosyal değişimler de ortaya çıkar. Emeklilik, çocukların evden ayrılması (boş yuva sendromu), evliliğin bitmesi, eşin vefatı, ebeveynlerin ölümü veya bakımı ile ilgili sorumluluklar gibi… Çocukların büyüyüp evden ayrılması ikinci kayıp gibi algılanır. Erkeğin evden uzaklaşması (iletişim bozukluğu ve cinsel isteksizlik nedeniyle) kişide intihar riskini artırabilir. <strong>Menopoz döneminin algılanma şeklinin negatif veya pozitif olması kişisel ve toplumsal yargılara göre değişir</strong>. Menopoz öncesinde kişide toplumsal ve mesleki doyum varsa, hobileri varsa, özgüveni yüksekse sorun çıkmaz. Ama zaten kolay yıkılabilen özgüvene sahipse, çevresiyle ve eşiyle ilişkileri kötüyse menopozla birlikte değersizlik ve ümitsizlik düşünceleri yoğunlaşır. Ciltteki ve vücuttaki değişimler sonucu kişi kendini çirkin bulmaya ve gereksiz olduğu hissine kapılmaya başlayabilir. Bu işe yaramazlık duygusu ruhsal çöküntüye uygun ortamı hazırlar. Oysa ki <strong>kaybedilen doğurganlık ve besleyicilik özellikleri, yüceltme ve yer değiştirme mekanizmaları kullanılarak sanatsal, sosyal ve mesleki alanda  varlığını sürdürebilir.</strong></p>
<p>          Gençlik, güzellik ve üretkenliğe çok önem verilen toplumlarda yaşlanma ve menopoz kadınlar tarafından kayıp gibi algılanırken, yaşlılığın saygınlığı, söz hakkını ve özgürlüğü getirdiği toplumlarda ise sorunsuz bir şekilde uyum sağlanır. Geleneksel toplumlarda yaş ile birlikte kadının statüsü artar, olgunluk kadına güç verir. Batı toplumlarında ise tam tersine doğurganlık, gençlik ve güzelliğe verilen önem menopoz dönemini daha zor bir hale getirir. Menopozun hastalık veya tıbbi bir durum olarak algılandığı koşullarda en olumsuz beklentiler oluşmaktadır. Yaş ilerledikçe ve eğitim düzeyi arttıkça menopoza ilişkin tutumlar daha olumlu hale geliyor. Eğitim düzeyi arttıkça psikolojik belirtilerle başa çıkma becerisi de artar. Görülüyor ki; <strong>menopoz evrensel bir yaşantı olduğu halde, kültürel ve bireysel bağlamda yorumlanıyor</strong>.</p>
<p>          Bazı kadınlarda ise menopoz daha iyi hissedilen bir dönemdir. Bunun nedeni; sorumlulukların azalması, çocukların yetişmiş olmasının getirdiği özgürlük, kendine daha fazla zaman ayırabilme, evlilik kalitesinin artması, hedeflerine ulaşmış olmak, doğum kontrolü gereğinin ortadan kalkması, her ay tekrarlanan menstrüel kanamaların sona ermiş olması gibi olumlu yaşantılar olabilir. Bu tamamen bireyin menopoza yüklediği anlamlarla ilişkilidir. ABD’de 1998’de yapılan bir araştırmaya göre postmenopoz (menopoz sonrası) dönemindeki kadınların yarıdan fazlası yaşamlarının, gençlik dönemine göre daha doyurucu olduğunu ve cinsel hayatlarının değişmediğini belirtmişlerdir.</p>
<p>          Menopoz konusundaki kişisel ve toplumsal algılar bu konuya verilen önemi oldukça etkiliyor. Örneğin Araplar daha fazla çocuk istemedikleri için menopoza olumlu bakarken, İran’da kırsal kesimde yaşayanlar için doğurganlığın bitişi olumsuz algılanır. Endonezya ve Guetamalalı kadınlar için menopoz, artık bebek bakım sorumluluğu almayacak olmasını, sosyal aktivitelere ve yönetime daha fazla katılımcı olmalarını sağlayacağı için hoşnutlukla karşılanır. Olumlu bakış açısının artışı, menopoz sırasında yaşanan fizyolojik belirtilerin daha az hissedilmesine de yarar sağlar.</p>
<p> </p>
<p><strong>MENOPOZDA CİNSELLİK</strong></p>
<p>          Perimenopoz ve postmenopoz döneminde görülen cinsel istek kaybı ve cinsel işlev bozuklukları da fizyolojik ve psikolojik etkenlerle ilgilidir. Fizyolojik boyutu; östrojen hormonunun azalmasının yarattığı vajinal kuruluk, vajen mukozasındaki incelmeye bağlı ağrılı birleşme, uyarılmada azalma şeklindedir. Ruhsal boyutu ise; uyku düzenindeki bozulma ve bilişsel fonksiyonlardaki farklılaşmanın irade kontrolünde zayıflamaya, içgörünün zayıflamasına, seksüel yanıt ve istekte azalmaya katkıda bulunabileceği şeklinde açıklanır.</p>
<p> </p>
<p><strong>CERRAHİ MENOPOZ</strong></p>
<p>          Cerrahi menopoz; henüz menopoza girmemiş ve yumurtlaması devam eden bir kadının kist, kanser vb. hastalıklar sebebiyle yumurtalıklarının veya rahminin alınması sonucunda doğal olmayan yolla menopoza girmesi durumudur. Hasta operasyona karar aşamasında söz sahibi olursa ve psikolojik olarak hazırlanma fırsatı bulursa daha kolay atlatabilir. Fakat acil yapılan ameliyatlar sonrası <strong><em>erken kayıp duygusu</em></strong> gelişebilir. Hasta, beklenmedik bir zamanda işlev kaybı yaşadığı için uyumda güçlük çeker. Cerrahi menopoza bağlı gelişen depresyon vakalarında asıl belirleyici etken operasyon öncesi dönemdeki ruhsal sorunlardır. Yapılan araştırmalarda cerrahi menopoz ile doğal menopoz arasında depresyon açısından anlamlı bir farklılık gözlemlenmemiştir.</p>
<p> </p>
<p><strong>MENOPOZLA BAŞA ÇIKMAK İÇİN YAPILABİLECEKLER</strong></p>
<ul>
<li>Kadın ve aileye eğitim durumuna uygun şekilde gerekli bilgilerin verilmesi</li>
<li>Menopozla ilgili bakış açılarının tartışılması, kötümser fikirlerin gözden geçirilmesi (bilişsel terapi)</li>
<li>Stresle başa çıkma yöntemlerinin öğretilmesi</li>
<li>Öfke kontrolünün öğretilmesi</li>
<li>Grup terapileri</li>
<li>Diyet, egzersiz ve sigara gibi konularda öneriler</li>
<li>Osteoporoz ve genel sağlık konularında bilgi verilmesi</li>
<li>Düzenli egzersiz programları, duygudurumu yükseltme ve psikosomatik şikayetlerin azalmasında yararlı olur.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uzmanpsikoloji.com/dogal-surec-menopoz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ERGENLİK VE ANNE-BABA TUTUMLARI</title>
		<link>http://www.uzmanpsikoloji.com/ergenlik-ve-anne-baba-tutumlari.html</link>
		<comments>http://www.uzmanpsikoloji.com/ergenlik-ve-anne-baba-tutumlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Sep 2009 19:50:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Psk. Ceren Akboyar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[aile içi çatışma]]></category>
		<category><![CDATA[aile içi iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[anne-baba tutumları]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[ergen]]></category>
		<category><![CDATA[ergen tutumları]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlik]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uzmanpsikoloji.com/?p=12</guid>
		<description><![CDATA[Ergenlerin kurduğu arkadaşlıklar bir gruba dahil olma ve bu yolla varlığını dünyaya kabul ettirme çabası içerir. Kaliteli zaman geçirmek, dikkati tamamen çocuğa yönelterek, onu dinleyerek ve paylaşarak az ve öz zaman geçirmektir. Kişiliklerini keşfettikleri, karakterlerini kanıtlamaya ve kendilerini gerçekleştirmeye çalıştıkları bir dönemde olduklarını unutmayın.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-full wp-image-14" title="ergenlik [1].." src="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2009/09/ergenlik-1...jpg" alt="ergenlik [1].." width="485" height="330" />       </p>
<p>          Çoğu zaman çocuklarımızın seçtiği arkadaşları onaylamaz ve anlam veremeyiz. Sanki ebeveynlerini sinirlendirmek amacıyla özellikle onay vermeyeceğiniz arkadaşlıklar kurarlar. Bu durumda ebeveynlerin tepkileri ya şiddetli olur ya da ne yapacaklarını bilemezler. Ergenlik dönemi oldukça riskli bir dönem olduğundan, verecekleri tepkinin doğuracağı sonuçlardan ürkerler. Çocuklarını yanlışa itmek, kendinden uzaklaştırmak veya ilişkinin yara alması gibi ciddi riskler sözkonusudur. Evet, ergenliğin başlamasıyla sancılı süreç de başlamıştır.<span id="more-12"></span></p>
<p>          Tırtılınız bu sancılı süreci sağlıklı atlatabilirse harika bir kelebeğe dönüşecektir. Doğadaki diğer yaratılmışlara göre evlatlarına en fazla sahip çıkıp, en uzun süre yanında barındıran insanoğlu bu süreçte de elbette yardımını esirgemez. Her ne kadar ergen için arkadaşlar anne-babadan daha kıymetli bir hal almışsa da anne-baba yılmadan çocuğunun yanıbaşında yer almaya ve onu anlamaya çabalar.</p>
<p><strong>          Ergenlerin kurduğu arkadaşlıklar bir gruba dahil olma ve bu yolla varlığını dünyaya kabul ettirme çabası içerir</strong>. Elbette dahil olunacak gruplar seçilirken önceki hayatından getirdiği deneyimler ve duygudurumu etkin rol oynar. Örneğin ailesi tarafından fazla dikkate alınmayan ve ihtiyaçları görmezden gelinen bir ergen, ihtiyaçlarını karşılayan ve kendisine sevgi veren herhangi bir gruba dahil olabilir. Malesef bu seçim her zaman arzu edilen şekilde gerçekleşmez.</p>
<p>          Aileler çocuklarına her zaman sevgi verdiklerini ve vakit ayırdıklarını iddia etseler de önemli olan kaliteli zaman geçirmektir. <strong>Kaliteli zaman geçirmek, dikkati tamamen çocuğa yönelterek, onu dinleyerek ve paylaşarak az ve öz zaman geçirmektir</strong>. Bunun için saatler ayırmanıza gerek yoktur aslında. Tüm günü beraber ama apayrı (tv karşısında, elinde gazete vs.) geçirmektense 1 saatlik kaliteli birliktelik ilişkinize çok şey kazandırır. Haftada birkaç kez birlikte belirleyeceğiniz zamanlarda çocuğunuzla ikinizin de keyif alacağınız bir aktiviteye katılabilirsiniz. Onunla iletişim kurmak için mutlaka karşılıklı oturup konuşmanız gerekmez. Birlikte keyifli vakit geçirdikçe zaten gerisi kendiliğinden gelecektir.<br />
<strong>          Kişiliklerini keşfettikleri, karakterlerini kanıtlamaya ve kendilerini gerçekleştirmeye çalıştıkları bir dönemde olduklarını unutmayın</strong>. Önlerine koyacağınız her kural, yasak ve öneri, rahatsız edici bir durum gibi algılanacaktır. Koyacağınız kuralları açıklarken bunun ona özel olmadığını vurgulamalısınız. Örneğin evde uyulması gereken kuralları açıklarken bunların evde yaşayan herkes için geçerli olduğunu ve evdeki düzen için bunun gerekli olduğunu açıklarsanız kendini dışlanmış ve farklı hissetmesinin önüne geçmiş olursunuz.<br />
Doğru bulmadığınız arkadaşlıkları yasaklamak yerine onlarla bir arada olmayı seçme sebebini sorgulayabilir ve bu sebepten yola çıkarak eksik kalan ihtiyacını belirleyebilirsiniz. Bu eksikler üzerine çalışmak çocukta da anne-babaya karşı olumlu yaklaşımlar gerçekleştirecektir. Bu arkadaşların onun hangi dürtüsünü, hangi duygusunu doyurduğunu analiz edip eksik bıraktığınız veya farkında olmadan atladığınız noktayı yakalayabilirsiniz.<br />
          Hiçbir anne-baba çocuğuyla ilgili yetersiz olmayı istemez fakat sonuçta insanız ve dikkatimizden kaçan noktalar olabilir. Bunun için kendimizi veya çocuğumuzu suçlamak yerine analiz edip bulguları değerlendirebiliriz. Ergenlik dönemi ailelerin dikkatlerinin hep uyanık olması gereken bir dönemdir. En güzel tarafı da eninde sonunda bitecek olmasıdır.</p>
<p><strong>Psikolog &amp; Hipnoterapist</strong></p>
<p><strong>Ceren AKBOYAR</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uzmanpsikoloji.com/ergenlik-ve-anne-baba-tutumlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ERGENLİK DÖNEMİNDE İLETİŞİM STRATEJİLERİ</title>
		<link>http://www.uzmanpsikoloji.com/ergenlik-doneminde-iletisim-stratejileri.html</link>
		<comments>http://www.uzmanpsikoloji.com/ergenlik-doneminde-iletisim-stratejileri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Sep 2009 19:43:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Psk. Ceren Akboyar</dc:creator>
				<category><![CDATA[ergenlik]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[aile içi çatışma]]></category>
		<category><![CDATA[aile içi iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[anne-baba tutumları]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[ergen]]></category>
		<category><![CDATA[ergen tutumları]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uzmanpsikoloji.com/?p=9</guid>
		<description><![CDATA[Ergenler ne çocuk ne yetişkindir. Bu iki ana dönem arasında kalan kimi zaman durgun kimi zaman sancılı süreçtir. Bu dönemin amacı çeşitli sosyal ve bilişsel görevlerin yerine getirilmesi ve bazı yeteneklerin kazanılmasıdır. Bu görevlerin en önemlisi ergenin kendi kimliğini kazanması, bir birey olduğunu kanıtlamasıdır. Kimlik oluşumu sırasında olumlu ( kurallara uymak, okulda başarılı olmak, sanatsal faaliyetlere yönelmek, spor aktivitelerinde bulunmak…) veya olumsuz ( madde kullanımı, kurallara uymamak, suça yönelmek, okulda başarısızlık…) girişimlerde bulunurlar. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-18" title="ergenlik waea1].." src="http://www.uzmanpsikoloji.com/wp-content/uploads/2009/09/ergenlik-waea1...jpg" alt="ergenlik waea1].." width="485" height="257" />      Ergenlik dönemi erkeklerde 13, kızlarda 11 ila 20’li yaşlar arasındaki dönemdir. <strong>Ergenler ne çocuk ne yetişkindir.</strong> Bu iki ana dönem arasında kalan kimi zaman durgun kimi zaman sancılı süreçtir. Bu dönemin amacı çeşitli sosyal ve bilişsel görevlerin yerine getirilmesi ve bazı yeteneklerin kazanılmasıdır. Bu görevlerin en önemlisi ergenin <strong>kendi kimliğini kazanması</strong>, bir birey olduğunu kanıtlamasıdır. Kimlik oluşumu sırasında olumlu ( kurallara uymak, okulda başarılı olmak, sanatsal faaliyetlere yönelmek, spor aktivitelerinde bulunmak…) veya olumsuz ( madde kullanımı, kurallara uymamak, suça yönelmek, okulda başarısızlık…) girişimlerde bulunurlar. Bu konularda değerlendirme yaparken ergenlik gözönüne alınmalıdır. <strong>Ergen; çocuk değildir ama çocukça davranır, yetişkin değildir ama yetişkinliğe öykünür.</strong> <span id="more-9"></span>Bu gelgiti bol dönemde ergen kendini ispat etmek, yetişkinliğini onaylatmak adına suç içeren davranışlara yönelebilir. <strong>Suç, öğrenilebilen bir davranıştır.</strong> Öğrenilebilen her davranış, aksini de içerir ve yeniden düzenlenebilir. Suç işlemeden sorun çözmek, ergene öğretilebilir. Bazı ailelerde de evde sorunlar şiddetle sonuçlanıyor ise ergen sorun çözme yöntemi olarak şiddetten başkasını bilmiyordur. Bildiği tek yöntemi kullanmaktan başka çaresi ve seçeneği yoktur.</p>
<p><strong>ERGENLİK DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ</strong></p>
<ul>
<li><strong>Arkadaşlarına çok önem verirler</strong> : Arkadaşlarını sevmediğinizi belli etmeyin. Yaşantılarına dahil olmaya çalışın. Böylece yakından takip etme şansı yakalarsınız. Arkadaşlarını eve davet edin, tanışmak için fırsatlar yaratın, ısrarcı görünmeyin.</li>
<li><strong>Anne-babası ile kavga eder</strong> : Ergen, diğer bir deyişle delikanlıdır. Atalarımız der ki ; “Deliyle deli olunmaz”. Bu söz çok doğrudur. O sinirliyken siz de sinirli olursanız iletişim kopar. İsteklerinizi, beklentilerinizi o sakinken iletin. Sinirliyken üstüne gitmek sizi olumlu sonuca asla götürmeyecektir.</li>
<li><strong>Çelişkileri vardır</strong> : Henüz kafasında hiçbir konu tam olarak oturmamıştır. Yaklaşık 20’li yaşların ortasına kadar da fikirleri sürekli değişim gösterecektir. Bugün ateşli bir biçimde savunduğunu yarın kötü bir fikir olarak değerlendirir. Bu nedenle ortaya attığı her fikri ciddiye alıp tartışmanıza gerek yok. Bir süre sonra kendiliğinden fikri değişecek, ilgisi başka yöne kayacaktır.</li>
<li><strong>Sabırsızdır </strong>: Ergene göre o dünyanın merkezidir. Her söylediği hemen yapılmalı ve asla bekletilmemelidir. Henüz olgun ve sabırlı olması için çok zamana ihtiyacı vardır. Siz sabırlı olarak ona örnek olun.</li>
<li><strong>Özgürlüklerine son derece düşkündürler</strong> : Belli etmeden kontrol edin. Çok serbestlik de çok sıkmak da kötü sonuçlar doğurur. Ona kontrol edildiği ve halen çocuk olduğu hissini yaşatmadan dengeli bir biçimde yaklaşmalısınız.</li>
<li><strong>Kendisine hiç zarar gelmeyecek sanır</strong> : Ergenler henüz yeterince deneyim sahibi olmadıklarından ve içinde bulundukları dönemin bilişsel yanıltması sebebiyle kendilerini yenilmez, ölümsüz, çok güçlü, çok akıllı sanırlar. Başlarına asla bir şey gelmeyeceğini düşündüklerinden olaylara, sonucunu düşünmeden atlarlar. Tehlikeli durumlara girmek, arkadaşları arasında prim toplayacağından çekici gelir. Yaşadıklarını da abartarak anlatma eğilimindedirler. Her anlattığını gerçek sanıp heyecanlanmayın. Yine ona fazla belli etmeden, nasihat vermeden, belki geçmişinizden veya duyduklarınızdan örnekler vererek yönlendirmeler yapabilirsiniz.</li>
<li><strong>Sınır koymayı bilmez</strong> : Henüz böyle bir yeteneği yoktur ve sınırları gereksiz bulur. Bu konuda örnek olmalısınız.</li>
<li><strong>Sorumlulukları başkalarına yükler</strong> : Sorumluluk almaktan kaçar, gereksiz bulur. Hayatında zaten yeterince sorumluluk ( okul, ev ödevi, oda toplama…) vardır ve yenilerine ihtiyaç yoktur. Kesinlikle ona verilen sorumlulukları üstlenmeyin, onun yerine yapmayın. İleride sorumsuz bir yetişkin olmasına katkıda bulunmuş olursunuz. Fiziksel  yeterliliğine ve becerilerine uygun sorumluluklar verin ve yüreklendirin.</li>
<li><strong>Şiddete ve suça eğilim gösterebilir</strong> : Yaşadıklarını anlatmasından vazgeçmesini istemiyorsanız açıkça eleştirmekten kaçının, anlattıkları şiddet içeriyorsa bile. Yine de tepkisiz de kalmamalısınız. Tepkisizliğiniz ergende, davranışında bir yanlışlık olmadığı algısına sebep olabilir. Anlattığı olayı, karşı tarafın bakış açısından aktarabilir ve sonuçlarını ortaya dökebilirsiniz. Yapılanın hoş olmadığı konusunda kafasında bir soru işareti oluşturduğunuzda gerisini ergenin kararsız ve çelişkili beyni halledecektir. Hoşlanmadığınız durumları da dürüstlükle belirtin. Her konuda olumlu ebeveyn olacağım derken kendi fikirlerinizi kaybetmemelisiniz. Fikir ve davranış konusunda dürüstlük sergilerseniz çocuğunuz da sizi örnek alacaktır.</li>
</ul>
<p>Öncelikle kabul edilmesi gereken bir gerçeği belirtelim : <strong>Suça yönelen çocuklar farklıdır, farklı yöntemler gereklidir</strong>. Defalarca denediğiniz ve sonuç alamadığınız ( bağırma, şiddet uygulama, cezalandırma, ödüllendirme, tecrit etme vs. ) yöntemleri işe yaramıyorsa ısrarla bunları kullanmaya devam etmek zaman kaybıdır. Çocuğunuzu analiz etmeli ve ona uygun özgün yöntemler geliştirmelisiniz. <strong>Her birey kendine özgüdür.</strong></p>
<p>Ebeveynleri, ergene davranışları konusunda duygular yönlendirir. Size yaşattığı hayal kırıklığı, öfke, utanç gibi duygular, ona tepki verirken tepkilerinizin objektifliğini etkiler. <strong>Tepki vermeden önce olayın dışına çıkıp öyle değerlendirmelisiniz</strong>. Çocuğunuzu değiştirmek istiyorsanız işe kendinizden başlamanız gerekecek. Ergen sağlıklı düşünce sürecini yaşayamıyorsa ilk adımı siz atmalısınız.</p>
<p><strong>Tepki verirken şiddet içeren yöntemler kullanırsanız, çocuğunuza şiddeti öğretmiş olursunuz</strong>. Araştırmalara göre çocuklukta şiddet gören erkeklerin ileride eş ve çocuklarına şiddet uygulama oranı % 70 civarındadır. Kız çocuklarında ise, çocuklarına terbiye verme yöntemi olarak yüksek oranda yine şiddet kullanılmaktadır. Görüyoruz ki şiddet şiddeti doğuruyor. Küçük yaşlardan beri şiddetle tanışıp büyüyen çocuk için şiddet normal birşeymiş gibi algılanır. Bu algılama da uygulamayı kolaylaştırır.</p>
<p><strong>İyi bir dinleyici olmalısınız</strong>. Çünkü tepki vermek için önce durumu anlamak gerekir. Anlamak için de <strong>etkili dinleme</strong> gereklidir. Bunun için göz kontağı kurmalısınız. Önce tepki vermeden sözünün sonuna kadar dinleyin. Kendi cümlelerinizle doğru anlayıp anlamadığınızı kontrol edin. Daha sonra hissettiği duyguları tanımlayın ve doğruluğunu anlayın. Hemen öfkenize kapılmayın. Eğer o anda öfkenizi kontrol edemiyorsanız konuşmayı erteleyin. Bunun için bir tarih ve saat belirleyin ki erteleme havada kalmasın. Ergenler zaman zaman büyüdüklerini ispat için ve kazanma duygusunu yaşamak için sizinle bilerek tartışmaya girerler. Sizi de tartışmaya dahil etmek için tahrik ederler. Bu tahriklere kapılmayın.</p>
<p><strong>Çocuğunuzla konuşurken suçlama içeren cümleler kurmayın</strong>. Özellikle genelleyen suçlamalardan kaçının. Sadece davranışını hedef alan cümleler sarfedin. <em>“ Sen zaten yalancısın, sorumsuzsun, başarısızsın, saldırgansın…</em>” gibi <strong>kişiliğine saldırı ve genelleme içeren cümleler çocukta aşağılanma duygusuna sebep olur</strong>. Bu aşağılanma duygusu öfkeye, içe dönmeye, saldırganlığa yol açar. “……. <em>davranışın bana kendimi …….. hissettirdi</em>” cinsinden davranış odaklı ve <strong>ben dili</strong> ile kurulmuş cümle kalıpları kullanmalısınız. Örneğin; eve geç kalan çocuğa “<em>sen zaten sorumsuzsun, kurallara uymuyorsun, baş belasısın …</em>” gibi bir yaklaşım ergenin öfkelenmesine, empati kuramamasına ve iletişimi koparmasına sebep olurken, “<em>eve geç kalman beni endişelendirdi. Başına kötü bir şey geldiğini sanıp korktum</em>” şeklindeki yaklaşım karşı tarafı suçlama içermez ve empatiye yöneltir. Ergen hissettiklerinizi duyduğunda o an için tepkisiz kalsa da daha sonra geciktiğinde suçlanmayacağından emin olduğu için haber verecektir.</p>
<p>Ergenlerin sadece olumsuz davranışlarından bahsetmek haksızlık olur. Elbette ki her insan gibi ergenlerin de hataları olacaktır. Buna keza olumlu davranışlarını da görmezden gelmemek gerekir. <strong>Olumlu bir davranışını övmek davranışı pekiştirir</strong>. Onu överken bir yetişkini över gibi konuşmalısınız. Ergenler, bebek muamelesi görmekten nefret ederler. Büyüdüklerinin farkedilmesini isterler. Övgüleri abartıp gerçekdışı hale sokmamak da önemlidir. Bu şekilde ciddiyetini yitirir. Zaman zaman da maddi ödüller işe yarar. Gitmek istediği bir yere göndermek veya yapmak istediği bir aktiviteye izin vermek de oldukça etkin yöntemlerdendir. Ödül veya ceza uygularken dikkat edilecek noktalardan biri de sebebin açıklanmasıdır. Ergenin sebep-sonuç ilişkisi kurma yeteneğini geliştirmesi için bu gereklidir.</p>
<p><strong>Ergene sorumluluk verirken bunun hep beraber verilen bir karar olmasına özen gösterin</strong>. Anne-babanın ergene sormadan onun sorumlulukları ile ilgili karar vermesi çocuğun bu sorumluluğu reddetmesi ile sonuçlanabilir. Sorumluluğu içselleştiremeyeceği için yapsa bile zamanında yapmaz, doğru yapmaz, erteler, unutur, şikayet eder ve zorlanmış hisseder. Anne-baba-çocuk üçlüsünün birlikte konuşarak vereceği karar ergen için karar  mekanizmasına dahil olmak demektir. Verilen kararda kendini emir alan gibi hissetmez. İsteklerini iletebilir ve sorumluluğun düzenlemesi yapılırken kendine göre fikrini aktarır. Sözkonusu olan sorumluluğun; zamanı, süresi, şekli, ebeveynlerin bu sorumluluktan beklentisi, yerine getirilmediğinde uygulanacak yaptırım, yerine getirildiğinde elde edilecek kazanım veya ödüller açıklanmalıdır. Ergenin kafasında sorumluluğu mantık kazanmalı, gerekliliğini algılamalı, sebebini kabul etmeli ve sonuçlarını göze almalıdır.</p>
<p><strong>Psikolog &amp; Hipnoterapist</strong></p>
<p><strong>Ceren AKBOYAR</strong></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uzmanpsikoloji.com/ergenlik-doneminde-iletisim-stratejileri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

